BİZANS’TAKİ İSLÂM İZLERİ
Hazret-i Peygamber’in İstanbul’un fethedileceğini müjdeleyen ve buraya sefer yapanları öven sözleri, Müslümanlar üzerinde büyük bir şevk hâsıl etmiş; defalarca İstanbul’u kuşatmışlardır. Bunlardan ilki, hayattaki bazı sahâbîlerin de katıldığı Yezid bin Muaviye kumandasındaki ordudur. Eyüp Sultan hazretleri bu kuşatmada vefat edip, surların dibine defnolunmuştur. Anadolu’daki sahâbî kabirleri içinde en kat’i olan budur. Rumlar dâhil herkes bu kabre hürmet etmiş; senelerce ziyaret olunmuş: padişahlar burada kılıç kuşanmıştır. Kuşatmaya katılan sahâbî kabirleri veya mevzilendikleri makamlar bilahare keşfedilip ziyaretgâh yapılmıştır. Ama Bizans ülkesindeki yegâne Müslüman izi bunlar değildir.
Mesleme'nin Serüveni
Bizans’taki Müslümanlardan kalan yegâne iz bunlardan ibaret değildir. Emevî halifesi Abdülmelik, oğlu Mesleme’yi Müslüman ordularının başkumandanı olarak Anadolu’ya gönderdi. 696’da Erzurum ve Trabzon düştü. 706’da İstanbul’un fethine memur etti. Mesleme, bazı sahâbîlerin de katıldığı büyük bir orduyla Tarsus’a, oradan Amorion’a geldi. Burada 120 bin kişilik Rum ordusuna karşı büyük bir zafer kazanıldı. Ordunun ileri karakol kumandanı Seyyid Battal Gazi idi ve düşman kumandanını bu öldürmüştü. Amorion, bugün Afyon Emirdağ yakınındadır.
Mesleme, Amoryon valisi Leon ile dostluk kurdu. Onun
imparator olmasını temin etti. Ama Leon,
sonradan tabiatiyle arkasını döndü. Velid bin Abdilmelik halife olunca, İstanbul muhasarası için hazırlık yaptırdı.
Mesleme, Ankara ve Eskişehir’i fethettikten sonra, Çanakkale’de sekiz ay kalıp Rum ustalarına hafif gemiler
yaptırdı. Gelibolu’ya, buradan da İstanbul önlerine geldi. Velid’in yerine geçen Süleyman bin Abdilmelik de denizden
gemilerle takviye gönderdi.
Uzun müddet aralıklarla devam eden muharebelerden sonra
ağır kayıp verildi. Bizanslılar donanmayı
yaktı. Anadolu’dan gelen takviyeler de mağlup olup çekildi. Yıllık 10 bin okka gümüş, 6 bin okka altın, 5 bin kısrak
haraç vermek üzere imparatorla anlaşıldı. Buna göre Mesleme ve maiyeti Ayasofya’da ezan okuyup namaz kıldılar.
İmparatorun hediye ettiği inci ve yakutla süslü tacı 100 bin altına satıp askerlere taksim etti. Karaköy’de birkaç
sene oturup Arap Câmii’ni yaptılar. Rumlar için bir tehdit olduğundan buraya Medînetü’l-Kahr (Kahırköy) dendi.
Askerler elma ve armut ağaçları dikip meyvesini bile yediler.
Bu arada Süleyman vefat edip Ömer bin Abdilaziz halife
oldu. Onun emri üzerine Mesleme ve maiyeti
döndü. Yolda Eskişehir ve Ankara’da muharebeler oldu. Eskişehir’de veba hastalığından ordunun çoğu kırıldı. Nihayet
Şam’a varıldı. Mesleme, Şam’da 740’da vefat etti. Bunları Mesleme’nin subaylarından Said bin Kays Hemedânî anlatmış
ve rivayet silsilesi ile günümüze kadar gelmiştir.
Mesleme, çok cömertti. Kardeşlerin en liyakatlisi ve halifeliğe en uygunu idi. Ancak annesi bir cariye olduğu için geri planda kaldı. Halife Velid’den ihya etmek için toprak istemiş; o da Irak’ta bataklık bir araziyi vermişti. Bunun üzerine açtığı iki kanalla burayı ihya edip münbit bir arazi haline getirdi.
Mesleme çekilince Rumlar verdikleri sözü bozup câmiyi kilise yaptılar. Sultan IV. Murad zamanında eski yeri keşfolunarak mescide çevrildi. Sultan I. Mahmud’un annesi Sâliha Sultan câmiyi 1734’de yeniledi. Karaköy’deki Yeraltı Câmii de Galata surlarının mahzeni iken Mesleme tarafından câmi yapıldı. Kurşunlu Mahzen diye bilinir. Sadrâzam Mustafa Paşa 1749’da mahzeni temizletti. İçinde üç kabir görüldü. Bin seneden fazla kapısı kapanarak kilidine kurşun akıtılmış, terk edilmiş idi. Sultan I. Mahmud câmi hâline getirip, sonradan minâre de yapıldı.
Çifte Sultanlar
Hazreti Hüseyin soyundan Fâtıma ve Sekîne adlı iki kızdır.
Suriye muharebelerinden birinde esir
edilip İmparator II. Konstantin’e gönderilmişler. O zamanlar bir râhibe mektebi olan şimdiki Kocamustafapaşa
Câmii’nin olduğu yerde tutularak Hıristiyanlığa cebrolunmuşlar. İmparator kızları oğullarına almayı düşünmüş;
kendilerine kırk gün mühlet verilmiş. İmparatorun aynı yaşlardaki kızı Katerina merak ettiği bu kızlarla görüşmeye
gitmiş; kızların hâl ve kerâmetlerine hayran kalarak Müslüman olup Sıddıka adını almış. Kızlar can vermek için
Rablerine yalvarmışlar. 41. gün hücreye gidenler üçünü birbirine sarılmış halde vefat etmiş bulmuşlar. Kızları
oraya, kralın kızını da girişe defnetmişler.
Sümbül Sinan Efendi bunların yerini tesbit edip, “Beni bunların ayak ucuna ve daha aşağı seviyede defnedin” vasiyetinde bulunmuştur. Sultan II. Mahmud gördüğü rüya üzerine etrafını ve üstünü zarif bir demir parmaklıkla çevirmiştir. Çifte Sultanlar eskiden çocuğu olmayan kadınların ziyaret edip adak yaptığı bir yatır idi. 12. asır seyyahları sur içindeki bu kabirden bahseder. Kral kızının yanında kuşatmaya katılan sahâbîlerden Câbir bin Abdullah’ın hanımının yattığına inanılır. Hazreti Hüseyin’in kuşatmaya katıldığına dair rivâyetler de vardır.
Baba Cafer
Abbasî halifesi Harun Reşid, sulh yapmak üzere İstanbul’a
Seyyid Cafer ve Maksud adında iki elçi
göndermişti. Daha evvelki sulh anlaşmaları çerçevesinde Kocamustafapaşa’da bir Müslüman mahallesi vardı. Bu esnada
iki halk arasında bir karışıklık çıkmış; kan dökülmüştü. Seyyid Cafer şehirde gezerken Müslüman ölülerin gömülmesine
bile izin verilmediğini görünce içerledi. İmparator I. Nikeforos’a Allah’a inanan kimsenin böyle gaddarlık
yapamayacağını söylediği için hapse atıldı. Maksud ise imparatoru teskin ederek ölülerin defnini temin etti.
Rivayete göre Seyyid Cafer zindanda kerâmetler göstermiş,
zindancı da Müslüman olup Ali adını
almıştı. Endişelenen imparator Seyyid Cafer’i ve zindancıyı zehirleterek öldürmüştür. Zindandakiler ikisini zindana
defnetmiştir. Bizanslılar bu Allah dostlarının kabrini ziyaretgâh hâline getirmiş, fetihten sonra yapılan türbesini
Sultan II. Mahmud yenilemiştir. Baba Cafer, namı diğer Zindan Baba, çocuğu yaşamayan kadınların gelip adak yaptığı
bir yatır idi. Eminönü’nde Zindan Hanı’nın yanındadır.
Seyyid Battal Gazi
Müslümanlar Bizans’tan Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, Kıbrıs,
Ege adaları ve Kapadokya dâhil Anadolu’yu
fethettiler. Bu fatihlerden birisi de Seyyid Battal Gazi idi. Battal Gazi’nin esas ismi Abdullah idi. Battal,
kahramanlığından dolayı verilmiş bir unvandır. Soyu hakkındaki bilgiler çeşitlidir. Bizanslılarla yapılan
muharebelerde öyle şan kazanmıştır ki, Anadolu’da menkıbeleri asırlardır söylenir. Çok eski kaynaklarda, hatta
Bizans tarihlerinde bile ismi geçer. 740’da Akroinon‘da şehit düşmüştür. Eski bir manastırın yanındaki kabri,
Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad‘ın annesi tarafından keşfedilip üzerine türbe yapılmış; yanında Eskişehir’in
Seyitgazi kasabası kurulmuştur.
Babasının da Ankara’nın fethinde şehit düştüğü söylenir.
Hüseyin Gazi Türbesi burada ziyaretgâhtır.
Önceki Yazılar
-
ATATÜRK NEDEN HİÇ YURTDIŞINA ÇIKMADI?
Padişahlar ve cumhurbaşkanlarının diplomasi yolculuğu5.01.2026 -
Su testisi su yolunda kırılır! - ESRARENGİZ MAHMUD ŞEVKET PAŞA SUİKASTİ29.12.2025
-
Basit ama kanlı bir darbe…
BABIALİ BASKINI22.12.2025 -
YAŞLILARLA YAŞAMA REHBERİ15.12.2025
-
“SIKIN DİŞİNİZİ!”
Tek Parti Devri Ekonomisi8.12.2025 -
İZNİK’TE BİR PAPA1.12.2025
-
BİZANS MI? DOĞU ROMA MI?24.11.2025
-
MAĞLUBİYETİN AĞIR YÜKÜ VE KÖTÜ MİRASI17.11.2025
-
ALATURKA MÜZİK YASAKLANIYOR…10.11.2025
-
KARADAĞ'A İSMİNİ OSMANLILAR VERDİ3.11.2025