Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
BAHAR GELDİ NİHAYET: HIDIRELLEZ

06 Mayıs 2019 Pazartesi

Güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Hıdırellez de dinî bir gün değildir. Halk bunu baharın başlangıcı sayar.

Hıdırellez, halk takvimine göre 179 günlük Rûz-i Kasım’ın (kışın) sonu; 186 günlük Rûz-ı Hızır’ın (yazın) başıdır. Her yer allı morlu çiçeklerle kaplanmıştır. Ağaçlar tomurcuklanmıştır.  Rumeli’den Anadolu’ya, Kırım’dan Azerbaycan ve Türkistan’a kadar geniş bir coğrafyada bilinir.

Bugün güneşin Ülker burcuna girdiği gündür. Şimdi takvimlerde 6 Mayıs yazıyorsa da, doğrusu 5 Mayıs’tır. Zira 21 Mart, Rûz-i Kasım’ın 135.günüdür. Rûmî takvimi, Gregoryen (Efrencî) takvime çevirirken yapılan bir hatadır. Bunun için 13 gün eklenmelidir. Ama 19.asırda 12; 18.asırda 11; 17.asırda 10 gün eklenirdi. 21.asırda artık hiç eklenmez.


Kağıthane'de Hıdırellez 1880'ler

Közde mantar

Efsaneye göre, denizdekilerin koruyucusu Hazret-i Hızır ile karadakilerin koruyucusu Hazret-i İlyas, bu günde buluşur; mantar közleyip yerler. Hızır ve İlyas tabiri, halk dilinde Hıdırellez’e dönüşmüştür. Hızır, aksakallı, kırmızı papuç ve çiçekli cüppe giyen bir zat olarak tasvir edilir. Yürüdüğü yer yeşerir; çiçeklenir. Zaten Hızır, yeşil demektir.

İlyas, uzun boylu, nur yüzlüdür. Keçi derisinden elbise giyer. Elindeki asayı sulara ve hayvanlara değdirerek bereketi müjdeler. Bu iki mübarek zât, darda kalanlara yetiştiği gibi, kıştan bunalan halk da Hıdırellez’i bir ümit ışığı olarak görür. Halbuki ikisi de vefat etmiştir. Ruhları beden şeklinde görünüp, insanlara yardım ederler.

Hıdırellez, mübarek bir gün değildir. Güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, Hıdırellez günü mesireye çıkmanın hükmünü soranlara, “O güne tazim için değil ise, sair günlerde ettiği se­yir gibidir” cevabını vermiştir. Başka dinlere ait bayramların kutlanması, müslümanlıkta caiz değildir.

Kağıthane'de Hıdırellez 1900'ler

Hengâme

Hıdırellez, eski devrin en hareketli, en hengâmeli, en eğlenceli günüdür. Çocukların hafızasında yaşayan en canlı hatıralardandır. Kış boyu kapalı kalmaktan bezmiş halk, artık yaz geldiğine kanaat getirerek kendisini dışarı atar. Çantasını, sepetini nevâle ile dolduran çayıra mesireye gider.

El kadar kuzu etleri, pilavın üzerine iki sıra hâlinde dizilir; tencere soğumasın diye bohçalanarak götürülür. Kış sonu turşusu, taze soğan, pelte gibi koyun yoğurdu da ihmal edilmez. Mesire olur da, yalancı dolma olmaz mı? İncecik asma yaprağına sarılmış, fıstıklı, üzümlü, pirinçli sarma; yeşil erik ile pişirilir. Kimi limonlusunu, kimi nanelisini sever; kimi içini açıp yer; kimi ikişer ikişer yutar. Peynirli pide ve irmik helvası da, Hıdırellez mesiresinin vazgeçilmezidir. Fakirce olanlar un helvasıyla iktifa eder.

Yemekler yenir; oyunlar oynanır. Bugün kırda koşup oynayanın, kışın dert ve sıkıntılarından kurtulacağına inanılır. Padişah, bütün mekteplerin talebesine kuzu ziyafetleri verir.  Kışlalardaki askere de, padişah kesesinden kuzu etli pilav ve helva ziyafeti verilir; o gün asker talime çıkarılmaz.

Bütün esnaf loncaları, Hıdırellez günü işi bırakır; Kâğıthane mesiresine çıkar. Her biri kuzu çevirme yapar; altına konan tepsine birikmiş yağ, kaşıkla üzerinde gezdirilir. İyice pişince, kâğıda sarılıp, kilimin içinde dinlenmeye bırakılır. Sonra ince kemiklerine kadar yenir. İstanbul’da ilk kuzu eti, Hıdırellez’de yenmeye başlanır; ondan evvel kuzu kesilmez.

 

Kağıthane'de Sadabad Camii ve Hıdırellez

Satılan Kiremit

İstanbul’da Hıdırellez’in tadı, Kâğıthane, Göksu, Kuşdili, Fikirtepesi gibi büyük mesirelerde çıkar. Bir hafta evvelinden hazırlanılır. Zenginler, eşe dosta davet gönderip ziyafete çağrılır. Hatta hâli vakti yerinde olmayıp da kıra çıkanlara, “Evinin kiremitini satmış da gelmiş” diye takılırlar.

Kâğıthane’ye denizden kayıkla; karadan da at veya öküz arabasıyla gidilir. Kibar takımı faytonlarıyla gelip; şöyle bir etrafı seyredip giderler. Mesireye denizden gidiş daha tantanalı olurdu. Kayıklar birbirine bağlanır; gazeller söylenerek yol alınır.

Kır kahveleri ilk defa o gün açılır. Halkın azı masalarda; çoğu yere serili kilimlerde oturur. Dere kenarları, ağaç altları dolar. Erkekler ve kadınlar daima ayrı oturur. Yaşlı kadınların çocuklarla beraber oturmasına müsaade vardır. Seyyar satıcıların kadınların oturduğu yere yanaşması yasaktır. Bunu zaptiyeler kontrol eder. Bu sebeple alışverişler, küçük çocuklar vasıtasıyla yapılır.

Satıcılar, Ayasofya çöreği, poğaça, muhallebi, horoz şekeri, elma şekeri, kuş lokumu, koz helva, kâğıt helva, samsa, envai şerbetler, şıralar ve su satarlar. Kuklacılar, cambazlar, atlıkarıncalar, seyyar satıcılar meydanı doldurur. Halk, “iğne atsan yere düşmez” tabirine münasip olarak, bir yandan bir yana sel gibi akar. Çocuk bağrışmaları, seyyar satıcıların feryadlarına; davul gümbürtüleri, oyun oynayanların avazlarına karışır. Görenler adeta “dünya insanlara dar geliyor”’ hissine kapılır.

Güneş dönmeden öğle yemeği yenir; sonra ahbaplıklar kurulur. Güneş batmaya yakın dönülür. Hâlâ oturanları, polis, kalkmaları için ikaz eder. Gün eğlenceli geçtiği için, dönüşler daha keyifli olur. Bunu seyretmek için halk Haliç kenarına dizilir. Polis kayıkları da vukuat çıkmasın diye arada devriye gezer. Güle oynaya Unkapanı Köprüsü’ne gelir; tantana burada biter.


Kağıthane'ye karadan gidiş - Hıdırellez

Gül ağacı

Halk inanışına göre, Hıdırellez gecesi dilenen dilekler yerine gelir; dertler biter; hastalar iyileşir; kısmetler açılır; bereket artar. İnsanlar, bahçelerindeki gül ağacına geceden niyet için çil kuruş bulunan kırmızı keseler bağlar; ertesi günü besmele ile açarlar. Bunu bereket için paralarının içine koyarlar.

Genç kızlar, gül ağacı dibine konan su dolu toprak çömleklere, yüzük, toka, düğme gibi zâtî bir eşya atar; ağzı bir yemeni ile bağlanır. Ertesi sabah anasının ilki olan bir kıza, kırmızı bürümcükten duvak bağlar; mâniler eşliğinde çömlekten bu eşya çıkartılır. O sırada okunan mâni, o eşyanın sahibinin de kısmetini gösterir.

Ev sahibi olmak isteyen, gül dibine kibrit kutusundan ev maketi gömer; ertesi sabah çıkarır. Gelin şeklinde bebek yapıp, gül dalına asan kızın, gece düşünde evleneceği kişiyi göreceğine inanılır. Kısmeti kapalı olanların başında o gece kilit açılır.

Her yerin temizlenmesi, yeni elbiseler giyilmesi, sabah erken kalkıp o gün iş yapılmaması, şifalı otlardan hususi çörekler pişirilmesi, bazı yerlerde ateşin üzerinden atlamak, Hıdırellez âdetlerindendir.


Okuyucularımızın ve bütün İslâm âleminin ramazan-ı şerifini tebrik ederiz.

 


 Önceki Yazılar
16.07.2019 - OSMANLILAR GEOMETRİ BİLMEZ MİYDİ?

14.07.2019 - MEHMED ŞEVKET EYGİ’NİN ARDINDAN

08.07.2019 - AT BİNENİN KILIÇ KUŞANANIN

01.07.2019 - SARAY’A DAMAT OLMAK…

24.06.2019 - İSTANBUL BELEDİYESİ KİME EMANET?

17.06.2019 - PİRİ REİS’İN İDAMININ PERDE ARKASI

10.06.2019 - SULTAN HAMİD’İN AÇLIKTAN ÖLEN ŞEHZÂDESİ: AHMED NURİ EFENDİ

03.06.2019 - ASIRLAR EVVELİNDEN RESULULLAH’A MEKTUP YAZAN HÜKÜMDAR

27.05.2019 - HAZRET-İ PEYGAMBER’İN MÜTEVAZI MUHTEŞEM SOFRASI

20.05.2019 - “HALANIZ OLAN HURMAYA HÜRMET EDİNİZ!”

Diğer makaleler için tıklayınız...