Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
ATİNA, DEMOKRASİNİN BEŞİĞİ Mİ?

02 Eylül 2019 Pazartesi

Sokrates’e göre siyaset bir ilimdir. Ancak âlimler ve münevverler bu işle meşgul olmalıdır. Ayak takımından mürekkep bir halk meclisine hürmet duyulamaz. Atina demokrasisi ona bu sözünü yutturmuştur.

Demokrasi, insanların bulduğu en iyi siyasî rejim olarak biliniyor. Demos+kratos, Yunanca, halkın hâkimiyeti demek. Antik çağda Atina’daki demokrasi, aydınlanma çağında Avrupalıları hayran etmiş; bu sebeple Helenlerin soyundan zannettikleri Yunanlara sempati duyup, onlara destek vermişlerdi. O gün bugündür, Yunanistan, Avrupa’nın şımarık çocuğu muamelesi görür.

Atina Vatandaşı

Lise 1 tarih dersinden hatırlayınız; Helen kavmi, Aka, Dor, Ion ve Aeol olmak üzere dört gruptur. Antik çağda, Yunanistan’ın yerli halkı Pelasgları, nihayet ME 1184’te Troyalıları mağlup ettiler. Başta aileler hâlinde yaşayan Ionlar (yani Yunanlar), 12 kasaba etrafında ittifak kurdu. Buradaki en mühimi olan Atina, akropolü, sarayı, surları, bir ova üzerinde yüksek kayaya inşa edilmiş oluşu sayesinde zamanla birliğin merkezi hâline geldi. Havalide yaşayan hür insanlara Atina vatandaşı denildi.

Mısır, Bâbil ve Fenikelilerden birçok sanatı ve bu arada alfabeyi öğrendiler. Pagan dinine mensup olmakla beraber, ziraat, ticaret ve sanatta ileri bir medeniyet kurdular. Perslerle uzun süren harbler yaptılar. Nihayet ME 445 senesinden itibaren kurulan sulh devresinde ilim ve fikir hayatı olabildiğince inkişaf etti. Sokrates, Eflatun, Aristo gibi dünyaca meşhur filozoflar yetişti. Halkın kültür seviyesi arttıkça, siyasî şuur ve talepleri de arttı. Böylece demokrasi doğdu. Ancak demokrasi de Yunan sitelerinde uzun ömürlü olamamış, bir takım zayıf tarafları sebebiyle zamanla demagojiye dönüşerek dejenere hâle gelmiştir.


Perikles'in Nutku


Aman ihtilal çıkmasın

Atina evvelce krallık idi. Asillerle köylüler arasındaki ihtilafta, zengin tüccar köylüleri tuttu. İhtilâlden korkan her sınıftan halk, Solon’a müracaat ederek Atina sitesini ıslah etmesini istediler. Solon bugüne kadar adının anılmasını temin eden tarihin en eski kanunlarından birini hazırladı (ME 593).

Asillerin imtiyazlarını kaldırdı. Ahaliyi servet cihetiyle dörde ayırdı. İdareciler 1, memurlar 2 ve 3. sınıftan seçilecekti. Askerlik de bunların vazifesiydi. 4. sınıf yalnızca halk içtimalarında bulunup rey verme hakkına sahipti. Bu içtimalarda ekseriyet 4. sınıfta olduğu için bunların dediği oluyordu. Atina’da oy vermek mecburidir. Herkesin bir tarafı seçmesi lazımdır. Aksi halde atimia cezası alır; yani devlet işlerine iştirak hakkından mahrum kılınır.

Atina’da doğuma dayalı bir sınıf yoktur ama, servet sahibi olmayanların teşkil ettiği 4. gruba mensup Atinalılar, yüksek memuriyetlere gelemez. Ancak servet elde ederse, 3, 2, hatta 1. gruba yükselebilir. Atina’da aynı şartlara sahip vatandaşlar kanun önünde eşittir. Servet, her şeydir.

Solon, halka, haysiyetiyle mütenasip bir hâkimiyet bahşettiğini, fakat ifrata gitmeyerek, servetiyle parlayan kudretli sınıfı mutazarrır etmediğini; hem halkı, hem de zenginleri adaletin kuvvetli kalkanının himayesine aldığını; böylece sosyal dengeyi kurmaya çalıştığını söyler. Bu kanunlar, Roma hukukuna mehaz teşkil eder. Bugün bile, sermayenin demokrasi tutkusunun da sebebi budur.

Siyaset bir ilimdir

Böylece Solon dünyada bilinen en eski demokratik idarenin esaslarını kurmuş oluyordu. Ancak bunu, modern demokrasi ile mukayese ederek mübalağalı manalar yüklemek doğru değildir. Atina demokrasisi, aslında küçük bir sitenin dışına çıkamayan, iktidarın muayyen bir zümre tarafından kullanıldığı, halkın hâkimiyeti ve ferdlerin eşitliği prensibinin bulunmadığı kısa ömürlü bir rejimdir. Bununla beraber demokrasinin inkişafında mühim bir basamak teşkil ettiği de inkâr olunamaz.

Atina demokrasisi hakkında farklı düşünceler vardır. Perikles gibi Atina’nın ileri gelenleri demokrasileri ile övünürdü. Ancak Sokrates, Eflatun, Aristo gibi feylesoflar Atina demokrasisinin zaaflarına işaret etmekte ve bu sistemi yerden yere vurmaktadır. Sokrates, “çırpıcı, kunduracı, dülger, çiftçi gibilerden mürekkep bir halk meclisine” hürmet duyulamayacağını açıkça ifade etmiştir. Ona göre siyaset bir ilimdir; ancak âlimler ve münevverler bu işle meşgul olmalıdır. Nitekim Sokrates’i Atina demokrasisinin mahkûm ettiğini hatırlamak lâzımdır.

Demokrasi->Demagoji

Eflatun, devletin gayesinin hürriyeti değil, nizamı temin olduğunu ve fazla hürriyetin istibdadı doğuracağını söyler. Atina’ya değil, fakat Isparta’ya hayranlığını izhar eder. Aristo da Solon’un kurduğu makul ve mutedil sistemden sonra uzaklaşıldığını, eşitliğin ifrata vardırılarak aklıselimin terk edildiğini, halka dalkavukluk yapan demagogların iktidarı ele geçirdiğini söyler.

Bu sistemin çözülmesini Atinalıların karakterinde aramak lazımdır. Atinalılar zeki ve kavgacı bir milletti. Rakiplerini mahkemelere celbederek uğraştırmaya bayılırlardı. Üstelik ahlakî seviye de pek düşüktü. Gayrı meşru münasebetler yaygındı. Cemiyet, kötülemek şöyle dursun; böyle yapanlara itibar gösterirdi. Dolayısıyla millet, demokratik bir seviyeye yükselmemişti.


Solon


Halk sözcüsü

Kanunları tatbik ve memurlara nezaret eden, dışişlerini yürüten 500’ler meclisi (bule) seçimle gelir. İçlerinden 50 kişi, idare heyetini (prytaneía) teşkil eder. Bu da her gün bir reis seçer; bu kişi Atina’nın reisicumhurudur.

Bütün Atina vatandaşlarının iştirak edebileceği halk içtimaı (ekklesia), kanunları yapar. Harb ve sulha; idam, sürgün ve müsadereye karar verir. Memurları tayin eder. Vatandaşların müracaatlarına bakar.

Böyle kalabalık bir heyetin uhdesindeki vazifeleri yerine getirmesi çok zordur. Bu sebeple bule, ekklesia’ya rehberlik eder. Öyle ki ekklesia’nın vazifesi önüne gelen kanun lâyihalarını reye koymaktan ibarettir. (Kilise, ekklesia’dan gelir.)

Gündem okunduktan sonra, her vatandaş bu sınırlar içinde kalmak şartıyla söz alabilir. Serbestçe konuşabilir. Gündem haricinde söz söylemek büyük bir suçtur. Az kişi söz alır. Söz vermeye yaşlılardan başlanır. Rey, el kaldırılarak verilir. Müzakere bir vatandaşın aleyhinde ise gizli rey verilir.

Halkı yönlendirmede oratör denilen hatiplerin rolü çok mühimdir. Atina’da hatiplik bir meslektir. Sözlerini kabul ettirebilen oratörler, yüksek makamlara gelebilir. Bunlar aynı zamanda halk arasındaki fikrî ve siyasî grupların da reisi sayılır. Demagog, halk adına konuşan demektir. Zamanla halkın değil, bunların (parti reislerinin) dediği olmuştur.

Strategoslar askerî işlere bakar. Halk içtimalarında bir seneliğine seçilir. Umumiyetle zenginlerdendir. Halk içtimalarında söyledikleri nutuklarla şöhret kazanmışlardır. Bu sebeple sitede çok büyük nüfuz sahibidirler. Meşhur Perikles uzun zaman bu vazifeyi yürütmüş; fiilen Atina’yı bizzat idare etmiştir. Strateji kelimesi buradan gelir.

Atina’nın bu en eski müessesesi aile reislerinden müteşekkil Areopagus, Lordlar Kamarası gibidir. Kanunların tatbikine nezaret ve halkı ahlakî bakımdan kontrol eder. Halk içtimalarında alınan kararları veto edebilir. Pers savaşları gibi buhranlı zamanlarda areopagus sitenin başına geçerek idareyi eline alır. Başından beri adaleti temsil eden en yüksek ve tarafsız müessese olarak halkın gözünde çok itibar kazanmıştır.

Heliaia, 500 kişilik halk mahkemesidir. 30 yaşını geçmiş Atina vatandaşlarından kura yoluyla seçilir. Her çeşit ceza ve hukuk davasına burada bakılır. Muhakeme işinin doğrudan halka tevdii ilk defa Atina’da görülür. Mamafih hukuk tahsili ve tecrübesi görmemiş kimselerin hâkimlik yapması çok tenkide maruz kalmıştır. Anarşik hâdiseler zamanında komünist militanlara ilham kaynağı olmuştur.

Çömlek Kırığı Mahkemesi

Atina’da amme hukuku halkın hâkimiyeti, vatandaşların hürriyeti ve eşitliği ile kanun hâkimiyeti gibi prensiplere müstenittir. Ancak bu prensipler günümüzdekinden farklıdır. Kâmil manada hürriyet, hem ferdlere, hem de devlete karşı bir masuniyeti (dokunulmazlığı) gerektirir. Halbuki halk içtimaı, bir Atina vatandaşını hiçbir makul sebep göstermeksizin memleket haricine sürebilir.

Buna Ostrakismos, (çömlek kırığı mahkemesi) denir. Atinalıların popüler kişilerin tiranlaşmasını önlemek için getirdiği bir usuldür. Meydanda toplanan halk, birer çömlek kırığı üzerine bu kişinin ismini yazar, o da 10 seneliğine sürgün edilir.

Hatta rivayet olunur ki, Atinalı siyasetçi Aristides’in sürgünü sırasında, okuma yazma bilmeyen biri, yanındaki adamdan, onun Aristides olduğunu bilmeden, çömlek kırığına Aristides’in ismini yazmasını istemiş; o da demokrasiye inancı sebebiyle bunu yerine getirmiştir. Aynı usul petalismos adıyla Sicilya Siraküza’da da vardı. Burada isimler zeytin yaprağına yazılırdı.


 

 


 Önceki Yazılar
18.11.2019 - TAŞIDIĞIMIZ İSİMLERİN HİKÂYESİ

11.11.2019 - GALİBİYETE BENZER MAĞLUBİYET: İNEBAHTI DENİZ MUHAREBESİ

04.11.2019 - AH ŞU GENÇLER…

28.10.2019 - ANADOLU İRFANINI YOĞURAN AHMED YESEVÎ BABA

26.10.2019 - HÜSEYN HİLMİ IŞIK EFENDİ’NİN MANEVÎ MİRASI

21.10.2019 - SÜRGÜNDE ESKİ TEŞRİFAT: NÂİLE SULTAN

14.10.2019 - KAYNAYAN KAZAN SURİYE

07.10.2019 - ORTADOĞU’YU YAKAN ATEŞ LÜBNAN’DA BAŞLAMIŞTI

30.09.2019 - İSVİÇRE NEDEN HİÇ İŞGAL GÖRMEDİ?

23.09.2019 - BATI TRAKYA NASIL ELDEN ÇIKTI?

Diğer makaleler için tıklayınız...