Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
Yazışmalar


Siz de Sual Gönderebilirsiniz...
Sual:
Cihad ile emr-i ma’ruf aynı şey midir?

Cevap;
Hâdimi, Berika’da lisan âfetleri kısmında diyor ki: Cihad, lugatta cehd etmek, meşakkat çekerek çalışmak, çok uğraşmak demektir. Tabir, yani ıstılahî mânâsı ise, Allah’ın dinini yaymak demektir. Cihad da dört çeşittir: 1.Nefsi ile cihad. Dinin emirlerini öğrendikten sonra, onları yerine getirmek üzere kendi nefsi ile mücâhede etmek demektir. En kıymetli cihad budur. Onun için buna Hazret-i Peygamber’in tabiriyle “cihâd-ı ekber” denir. 2.Şeytan ile cihad. Şeytan, insanı doğru yoldan ayırmaya uğraşır. Ona vesveseler verir. Onun verdiği şüphe ve süslü gösterdiği haramlardan uzak durmak mücâhededir. 3.Kâfirlerle cihad. Müslümanlara saldıran, Müslümanlığın yayılmasını, insanların Müslüman olmasını, Müslüman olanların da dinlerinin icaplarını yerine getirmesini engelleyen hükümetlerle yapılan mücâhededir. Cihâd denince ilk anlaşılan budur. Bu da fiilen, sözle ve dua ederek olur. İslâm devleti, cihâd ilan edince, gücü yeten Müslümanların bu davete icabet edip cihâda gitmesi farz-ı kifâyedir. Umumî seferberlikte herkese farz-ı ayn olur. Kâfirlere İslâmiyeti tebliğ etmek, kavlî (dil ile) cihâd olur. Buna da gücü yetmeyen, Müslümanların gâlibiyeti, kâfirlerin mağlubiyeti ve Müslüman olmaları için dua eder. 4.Fâsıklarla cihad. Bu ise emr-i ma’ruf ve nehy-i münkerdir. Müslümanlardan dinin emirlerine aykırı hareket edenleri bu işten men etmek demektir. Bu da el, dil veya kalb ile olur. Münker, kendisinde Allahü teâlânın rızasının bulunmadığı söz ve fiillerdir. Ma’ruf ise bunun zıddıdır. Hazret-i Peygamber, Sizden biriniz bir münker gördüğü zaman eliyle, gücü yetmezse dili ile men etsin. Buna da kâdir olmazsa, kalben buğzetsin!” buyurmuştur.
Cihâd ile, emr-i maruf ve nehy-i münker arasında bazı farklar vardır:
1-Cihâd, kâfirlere karşı silahlı veya propaganda, espiyonaj, dezenformasyon gibi vasıtalarla mücâdele etmektir. Emr-i maruf ve nehy-i münker ise, Müslümanlardan emri yapmayan veya münker işleyenlere yapılır. Kâfirler, dinin emirleri ile mükellef değildir ki, onlara emr-i maruf yapılsın.
2-Cihâdın şartı, düşmanların tecavüzüdür. Emr-i maruf ve nehy-i münker ise, bir müslümanın dinin sınırlarına tecavüzü hâlinde, yani dinin emrini yapmayan veya münkerini yapan bir müslüman görüldüğü zaman yapılır.
3-Cihâdı ancak hükûmet yapar. Müslümanlar hükümetin emriyle cihâda çıkar. Emr-i maruf ve nehy-i münker ise herkes tarafından yapılır.
4-Cihâd, kâfirleri Müslüman yapmak için değil, hâkimiyet altına alıp zararsız hâle getirmek için yapılır. Emr-i ma’ruf ise, bizzat şahsın düzeltilmesi maksadına matuftur.
5-Düşmanın galebe çalacağı bilindiği zaman, cihâda girişmek câiz olmaz. Ama emr-i ma’ruf ve nehy-i münker böyle değildir. İşiten kimse için faydadan uzak değildir. Fâsık, bir din kardeşini, kendisini kötülükten alıkoymak için gayret ederken gördüğü zaman, tesir altında kalabilir. Kâfirler, küfrün hak olduğuna inanmaktadır. Ama fâsık, müslümandır.
6-Cihâd üç şekilde yapılabildiği gibi, emr-i maruf ve nehy-i münker de üç şekilde yapılır. İmam Ebû Hanîfe’nin de bulunduğu âlimlerin bir kısmına göre, el ile yapmak muhtesibin (hükümetin), dil ile yapmak âlimlerin işidir. Avam ise, o kötü işe kalben buğzeder. Zira halkın el veya dil ile emr-i ma’rufa kalkışması, fitne ve fesada yol açar. İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’in de aralarında bulunduğu diğer âlimlere göre, bir müslümanı günah işlerken gören ve gücü yeten herkes el ile veya buna gücü yetmezse dil ile emr-i maruf ve nehy-i münker yapabilir. Ancak iş yapıldıktan sonra, sadece hükümet ceza verebilir. Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker ceza değil; engellemedir.
7-Emredilen veya nehyedilen şeyin, üzerinde icma olunmuş bir şey olması veyahud fâilinin helâl veya haram oluğuna itikad ettiği bir husus olması lâzımdır. İhtilâflı meselelerde emr-i maruf ve nehy-i münker yapılmaz. Bir âlimin münker dediği, bir âlimin cevaz verdiği hususta emr-i maruf ve nehy-i münker olmaz. Terk edilen amel veya işlenen münker, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi umumi bir şey ise herkes yapabilir. Değilse avam tarafından değil, ancak o meselenin aslını bilenlerce yapılabilir.
8-Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker, alenî söz ve fiillere yapılır. Bunun için insanların gizli hayatını takip etmek câiz değildir. Ancak hükümet, maslahat sebebiyle bunu yapabilir ve meselâ o kişinin evine müdahale edebilir.
9-Kendisi ma’rufu yapmayan veya münkeri işleyen kimsenin, o hususta emr-i ma’ruf ve nehy-i münker yapma mükellefiyeti düşmez. Yapmazsa, ayrıca günaha girmiş olur. Bununla beraber, kendi yapmadığı şeyi, başkasına söyleyen kimsenin sözü tesirli olmaz.

03 Mayıs 2013 Cuma

    Geri Dön