ECDAT YÂDİGÂRI TÜRBELERİN HAZİN HİKÂYESİ

Asırlarca tarihin sessiz şahitliğini yapmış türbeler, 1925 senesinde kapatıldı. İçlerindeki kıymetli eşya, ya yağma edildi, ya çürümeye terk olundu.
23 Kasım 2020 Pazartesi
23.11.2020

 

Tanınmış şahsiyetlerin mezarının üzerine tanıtıcı abidevi bina yapmak, çok eski bir an’anedir. İslâmiyet, ölülerin yıkanıp kefenlenerek toprağa gömülmesini emreder. Kabrin kaybolmayıp ziyaret edilebilmesi için etrafına taş dizilmesine, başına taş dikip isim, ölüm tarihi gibi tanıtacak işaretler yazılmasına izin verilmiştir. Bunun haricinde ihtişamlı kabirler yapılması israf olup, meşru değildir.

Buna rağmen İslâm medeniyetinde zengin bir türbe mimari an’anesinin teşekkülü enteresandır. XVIII.asır sonlarında Arabistan’da zuhur edip, zamanla Suudi Arabistan’ın resmi mezhebi hâline gelen Vehhabîlik, mezarların basit ve tanınmayacak şekilde yapılması iddiasında olmuş; her çeşit türbeye ve türbe ziyaretine şiddetle karşı olduğu gibi, mukaddes beldelerde meşhur ilk Müslümanların türbelerini de yerle bir etmiştir. Bazı ehl-i sünnet âlimlerin de türbe aleyhtarı olduğu söylenirse de, işin aslı başkadır.

Türbe, bid’at midir?

Cenab-ı Peygamber zamanında türbe yoktu, türbe yapmak bid’attir, sözünü, ulema kabul etmez. Dinin kaynağı Kur’an, sünnet, icma ve kıyas olmak üzere 4 tanedir. İslâmiyet'te ilk yapılan türbe, Resulullah’ın medfun olduğu Hücre-i Muattara’dır.

Bundan sonra ilk yapılan türbeler, Medine’deki Bakî kabristanında, Resulullah’ın zevcelerinin kabirleri üzerine yapılmış olan kubbedir. Zeyneb binti Cahş pek sıcak günde vefat etmişti. Halife Ömer, kabir kazılırken, cemaati güneşten korumak için, kabir üzerinde çadır kurdurdu. Çadır, uzun zaman kabir üzerinde kaldı. Bundan sonra, kabirler üzerine çadır, çardak; zamanla türbeler yapıldı.

İlk iki asrın âlimlerinden hiçbiri, türbelere karşı çıkmadı. Türbe yapmanın cevazına dair icma hâsıl oldu. Meşhur şahsiyetlerin üzerine türbe yapmanın faydası ölüye değildir. Kabir, ya cennet bahçesidir, ya cehennem çukurudur. Her iki halde de ölüye türbenin faydası yoktur.

Hazret-i Hamza Türbesi - Uhud
Hazret-i Hamza Türbesi - Uhud

Kabirleri mescid edinmeyin

Resulullah’a Habeşistan’da ölülerin gömüldüğü kiliseler haber verildiğinde; “Kabirlerin üzerine bina yapıp mescid edinmeyiniz” buyurdu. İbn Hacer Zevâcir’de bunun, ölüye hürmet maksadıyla veya kabrin üzerinde namaz kılınması hâline mahsus olduğunu söyler.

Fetava’l-Kübra’da da, “Umumi kabristanda, mezar üstüne türbe yapılmaz. Bunları yıkmalıdır. Umumi olmayan mezarlıktaki türbeleri yıkmak caiz değildir” diyor. Görülüyor ki, vakıf olduğu ve yeri daraltarak başkalarının hakkına zarar verdiği için umumi kabristanda türbeye izin verilmemiştir. Bunu başka cihete çekmek doğru değildir.

Nitekim İbni Abidin der ki: Âlimlerin, seyyidlerin, velilerin, umuma vakf edilmiş olmayan yerdeki kabirleri üzerine türbe yapmak caizdir. Kabirleri üzerine sanduka, örtü, sarık sarmak; meyyite hürmete sebep olmak, hakaret edilmemek, gafillerin edepli olmaları için caizdir. Ameller niyete göredir”.

Avamın bu şahsiyetlere sağlığındaki gibi hürmet etmesini temin; ayrıca ziyaret edenleri soğuktan, sıcaktan, yağmurdan, yırtıcı hayvandan korumak için türbe yapılır. Türbeleri ziyaret eden hem ruhuna okuyarak ölülere karşı vazifesini yerine getirmiş; hem de ibret alarak istifade etmiş olarak döner. Bazılarının yaptığı sandukanın etrafında dönmek gibi cahillikler, kaideyi bozmaz.

Buğra Han Türbesi - Artuç
Buğra Han Türbesi - Artuç

Ölülerden medet ummak?

Konya milletvekili Refik Koraltan ve 5 arkadaşının verdiği takrir üzerine 30.XI.1925 tarihinde kabul edilen 677 sayılı “Tekke ve zaviyeler ile türbelerin seddine ve türbedarlar ile bazı unvanların men ve ilgasına dair kanun” tekkelerle beraber, türbelerin kapatılmasını emrediyordu. Hilafına hareket edenler 3 aydan az olmamak üzere hapsedilecekti. Bu kanun, 1982 anayasasında, anayasaya aykırılığı iddia edilemez kaydıyla, inkılap kanunları arasında korumaya alınmıştır.

Şeyh Said İsyanı’nın hemen ardından, zamanın reisicumhuru 30 Ağustos 1925’te Kastamonu’da yaptığı konuşmada, “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şendir (alçaklıktır). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır” sözüyle tekkelerin istikbaline işaret ediyordu. (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri I-III, TTK. 1997, s. 235)

Ankara’ya döner dönmez, 2 Eylül 1925 tarihli kararname ile tekke ve zaviyeler kapatıldı. Refik Koraltan’nın takririnin kabulü ile mesele kanuna ve cezai müeyyideye bağlandı. Memleket sathındaki bütün türbeler kapatıldı; teberrükât eşyası ya yağma edildi, ya çürümeye terk olundu.

Bununla beraber cumhuriyet hükümeti, 1938’de vefat eden Gazi için, dünyada benzerine az rastlanır ihtişamda bir Anıt-Kabir inşa ettirdi. 700 dönüm arazide inşaatı 9 sene süren bu postmodern türbe için, bütçeye (300 gr ekmeğin 10 kuruş olduğu bir devirde) 24 milyon lira kondu. 250 bin proje müsabakasına, 1 milyon lira da istimlâklere gitti. Milli gelirin % 0,8’i demektir. Her yıl 8 milyon kişi ziyaret etmektedir.

Cem Sultan Türbesi
Cem Sultan Türbesi

Türbeler açılıyor, ama ne için?

Tarihçi/gazeteci İbrahim Hakkı Konyalı, Konya’da şahit olduğu acı bir manzarayı 1944’de gazetedeki sütununa taşıdı. Öyle ki Selçuklu hanedanına ait türbede sultanlara ait kemikler toplanıp rastgele bir çuvala doldurulmuş; o gece köpeklerin bu çuvalı didikleyerek kemikleri kaptığı görülmüştü. Hâdise infiale sebep oldu.

Muhalefetin giderek güçlenmesi üzerine, siyasi endişelerle dindarlara verilen tavizler cümlesinden olarak bazı türbelerin açılmasına izin verildi. 1947’deki CHP kurultayında konuşan Türkçü politikacı Hamdullah Suphi Tanrıöver, gençlere milliyet hissinin aşılanması için bazı türbelerin tamir edilip açılması lazım geldiğini söyledi. Yani mesele yine hürriyet değil, resmi ideolojinin menfaati çerçevesinde ele alınıyordu.

Şemsettin Günaltay, CHP giderayak, buna dair bir kanun teklifi verdi. 5.III.1950 tarihinde 5566/1 numaralı kanunla, türbeleri kapatan 1925 tarih ve 677 sayılı kanun tadil edildi. O zaman kültür bakanlığı olmadığı için, Maarif Vekâleti’nin teklifi üzerine bakanlar kurulu kararıyla türbelerin açılmasına müsaade edildi.

Çelebi Sultan Mehmed'in Bursa'da Orta Asya mimarisi izleri taşıyan ve Emir Timur'un türbesini gölgede bırakan Yeşil Türbesi
Çelebi Sultan Mehmed'in Bursa'da Orta Asya mimarisi izleri taşıyan ve Emir Timur'un türbesini gölgede bırakan Yeşil Türbesi

125 dendi, 25’te kaldı

Enteresandır ilk açılan türbe, Bayezid’de Reşit Paşa türbesidir. Ardından Gazi Osman Paşa, Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim, Bursa’da Osman Gazi, Orhan Gazi ve Çelebi Sultan Mehmed’a ait Yeşil Türbe açıldı.

Bunu takiben Mimar Sinan, Fatih Sultan Mehmet, içinde Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid’in de medfun bulunduğu Sultan II. Mahmut Türbesi, Bolayır’da Şehzade Gazi Süleyman Paşa, Kırşehir’de Âşık Paşa, Konya’da Selçuklu Sultanı Alaaddin ve Akşehir’de Nasreddin Hoca türbeleri devlet ricalinin iştirak ettiği merasimlerle açıldı. DP iktidarının hâsıl ettiği hürriyet vasatından istifade ile bazı din büyüklerinin türbeleri halk tarafından gayrı resmi olarak açıldı. 125 türbe açılacak denirken, rakam 25’te kaldı.

Turgut Özal’ın talimatıyla 1990’da kanunda bir tadil daha yapılarak, 3612/5 sayılı kanunla türbelerin açılması için bakanlar kurulu tasvibinin alınması şart olmaktan çıkarıldı. Artık Kültür Bakanlığı’nın kararı kâfi idi. İlk olarak Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdai Türbesi açıldı. Bundan sonra türbelerin resmi ve gayrı resmi açılışları devam etti. Eleman ve tahsisat kifayetsizliği veya alakasızlık sebebiyle hâlâ kapısında kilit bulunan Sultan Abdülmecid Türbesi gibi türbeler az değildir.

1979’da Sultanahmed Türbesi yanında Kültür Bakanlığı’na bağlı türbeler müzesi kurulmuş; İstanbul’daki bazısı açık, çoğu kapalı 119 türbe, buraya bağlanmıştır. Kapalı olanlar, araştırma maksadıyla ve hususi izinle gezilebilir.

Sultan Melik Mengücek türbesi - Kemah
Sultan Melik Mengücek türbesi - Kemah

Kendine has türbe mimarisi

Türbe kelimesi ile Latince tümülüs ve İtalyanca tomba kelimeleri arasında irtibat kurmaya çalışanlar olmuşsa da, kelime Arapça türab (toprak) kökünden, türbet şeklinde Farsça’ya geçmiş; oradan Türkçe’ye girmiştir. Kümbet, makam, meşhed, buk‘a, darîh, kubbe, ravza ve merkad gibi tabirler kullanılır.

Kare, yuvarlak, çok kenarlı mekân üzerine yuvarlak veya sivri kubbeli türbeler İslâm coğrafyasının her tarafına yayılmış; kendine mahsus bir türbe mimarisi teşekkül etmiştir. Bilhassa Selçuklular ve dört yanda onların halefi olan devletlerde türbe mimarisi çok inkişaf etmiştir.

Türklerde, mevta, türbenin altındaki mezar odasına konur; ikinci katta mezarın üzerine gelen yerde lahit veya sanduka bulunur. Bazen ailesinden veya yakınlarından kimseler de yanına gömülür. Bazen tek başına gömülür.

Türbeyi, umumiyetle ölmeden mevtanın kendisi yaptırır; yoksa yakınları bina eder. Türbeler vakıftır. Türbedar, türbenin her şeyi ile alakadar olur. Bunlardan Fatih türbedarı Âmiş Efendi gibi ulemadan ve hâl sahibi zatlar da az değildir.

Türbeye para, mum, süpürge, kandil, gazyağı, örtü, kurban adağı yapmak meşrudur. Bu adak yerine göre ya türbenin masraflarına harcanır, ya –başka bir geliri olmayan- türbedarın maişetine sarf edilir; ya da sevabı ölüye olmak üzere fakirlere dağıtılır.

Her mahallede mazanneden (evliyadan) bir zatın türbesi, o mahalle halkı üzerinde psikolojik bir kontrol ve ruhi rahatlama merkezi vazifesi görür. Böylece türbelerin, ciddi bir manevi fonksiyonu da vardır.

Abdülhak Hamid’in Sultan Fatih için söylediği,
Her dem sana açıktır, ebvâb-ı arş-ı rahmet,
Türbendir en azîmi, fethettiğin diyârın.
Beyt-i Hüdâya konmuş câhın metâf-ı eslâf
Durmuş başında bekler, bir kavim türbedârın
şiiri, büyüklere ait türbelerin, millî şuurdaki mümtaz yerini çok güzel terennüm eder.