Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

KURBAN HATIRALARI

Kurban ibâdeti, hemen her cemiyette ve dinde vardır. Eski Türkler de hem Allah yolunda, hem şeytanın şerrinden korunmak adına, hem de atalarının ruhu için kurban keserlerdi.
17 Haziran 2024 Pazartesi
17.06.2024

Allah yolunda bir canlıyı kurban etmek semavî olsun olmasın bütün dinlerde vardır. Umumiyetle bir hayvan kurban edilir. Aztekler, Mısırlılar, Fenikeliler, Vikingler gibi insan kurban eden topluluklar da yok değildir. Agamemnon, fırtınadan kurtulabilmek için kızı Iphigenia’yı kurban etmişti. Bu hadise, Antik Yunan trajedilerinin en meşhur mevzularındandır. XIII ve XV. asırlarda Peru’da yaşayan Çimular, 4-14 yaş arası çocuklarını kurban ederdi. Yakın zamanda Peru’da buna ait olduğu zannedilen yüzlerce çocuk mezarı bulundu.

Âdem aleyhisselamın iki oğlu kurban takdim etmiş; hâlis niyetli olanın kurbanı Allah tarafından kabul görmüş; bu yüzden diğer kardeş bunu öldürmüştü. Yahudilikte tarladan ilk çıkan mahsul bile kurban edilir. Beyt-i Makdis’in yıkılışıyla, Yahudiler kurban ibadetini de tatil ettiler. İncil’de İsa aleyhisselamın katıldığı kurban merasimleri anlatılır. Hristiyanlığın sonra aldığı şekilde, kurban ibadeti İsa aleyhisselamın şahsında sembolize edilerek kaldırılmıştır.

TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ

Kurban olayım

Kurban olmak büyük bir fedakârlıktır. Türkçe’de insanın çok sevdiği kimseye en büyük iltifatı “Seni yaratan Allah’a kurban olayım” sözüdür. Şair der ki: “Halk-ı âlem yılda bir kez ıyd için kurban eder / Dem be dem saat be saat ben senin kurbanınım.”

Kurban, Arapça yakınlık demektir. Sâmi asıllı bir kelime olan bu kelime, Tevrat’ta da geçer. İnsan, kurban keserek rabbine yaklaşmak ister. Arapça’da kurbana duhâ (kuşluk) vaktinde kesildiği için udhiyye, bayramına da ıydü’l-adhâ denir.

Bütün dillerde bu iş için kullanılan kelimeler birbirine yakın manadadır. Sacrifice, takdis etmek, bir şeyi Allah’a sunarak mukaddes kılmak; offering, Allah’a hediye takdim etme manasına gelir. Bu iş için Eski Ahid’de geçen minha, bağış; zebah, mukaddes kan dökme demektir. Kurban, insandaki kan dökme insiyakının meşru şekilde tatmini demektir ki, faydası bütün insanlığadır.

Eski Türklerde hem Allah’a, hem şeytanın şerrinden korunmak için, hem de ataların ruhu için kanlı ve kansız kurban kesme âdeti vardı. Bu ritüel, gün ve gecenin eşit olduğu iki tarihte, bu iş için tahsis edilmiş taşlar veya ağaçların dibinde yapılırdı. Burası, bayram yeri gibi süslenirdi. Eski Türklerde, insan kurbanı âdetinin olmaması, yüksek bir medeniyetin işaretidir. At, koç, koyun, geyik kesilirdi. Bu hayvanlar rastgele seçilmez. Mesela atın beyazı kurban olur. Şeytanın def’i için kesilen kurban mutlaka boynuzlu olur. Kesilen hayvanın kemikleri kırılmaz, gömülür veya torba içinde ağaca asılır. Bir de toprağa kısrak sütü, buğday vs serpilir ki bu da kansız kurbandır.

TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ

İki Kurbanlık

İslâm dünyasındaki kurban ibadetinin menşei İbrahim aleyhisselama kadar uzanıyor. Mukaddes kitaplarda geçen meşhur hikâyedir: Çocuğu olmayan yaşlı İbrahim aleyhisselam, bir oğlu olursa Allah yolunda kurban edeceğini adıyor. Allah da ona bir oğul veriyor. Sonra da adağını hatırlatıyor. Bu çocuk İsmail aleyhisselamdır. Çocuk babasına emr olunduğunu yapmasını söylüyor. Şeytan bunu engellemeye uğraşıyor ise de mâni olamıyor.

Neticede Rabbi sözünde durduğu için Hazret-i İbrahim’i ve bu işi tevekkülle karşıladığı için Hazret-i İsmail’i mükâfatlandırıyor. Cennetten güzel bir koç gönderiliyor. Hazret-i İbrahim bunu kurban ediyor. Ciğerini közleyip yiyorlar, gerisini fakirlere dağıtıyorlar. Müslümanlar arasında, kurban etinin ilk önce ciğerini közleyip yemek âdeti buradan kalmadır. Aynı hikâye Kitab-ı Mukaddes’de de anlatılır. Ancak kahramanı, İsmail değil, İshak’tır.

Benzer bir hâdise Muhammed aleyhisselamın babası için yaşanmıştır. Mekke ileri gelenlerinden Abdülmuttalib, büyük dedesi Hazret-i İsmail’in bulduğu, ama zamanla kaybolan suyu şifalı Zemzem kuyusunu ararken, çocukları olmadığı için yaşadığı yalnızlık dolayısıyla kedere düşmüştü. “On tane oğlum olursa birini kurban edeceğim” diye adamıştı.

Duası gerçekleşince rüyasında ikaz edildi. O zamanın geleneğine göre oğulları arasında çektiği kura hep Abdullah’a isabet etti. Bir rahip, “Abdullah ile o zamanlar öldürülen bir kimsenin diyeti (maddi tazminatı, kan parası) olan on deve arasında kura çekin. Develere isabet ederse kesin; Abdullah’a çıkarsa develeri onar onar arttırın” tavsiyesinde bulundu. Yüzüncüde develere isabet etti. Abdülmuttalib develeri kesti.

Şeriatta taammüt dışında öldürülen kimse için suçlunun yüz deve diyet ödemesi, bundan kalmadır. İşte bu sebepledir ki Peygamber aleyhisselam, “Ben iki kurbanlığın oğluyum” buyurarak, babası Abdullah’ı ve büyük dedesi İsmail’i anmıştır.

TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ

Süslü kurban

İslâmiyette kurban kesmek için muayyen bir zenginlik aranmakla beraber, vaktiyle Osmanlı cemiyetinde kurban kesmeyen yok gibiydi. Köylük yerlerde herkesin iyi-kötü koyun sürüsü vardı. Bunlardan birini keserdi. Zengin olmayan şehirliler ise, et parasından tasarruf edip, bayramda kurban keser; etini kavurma yapar, sonra sene boyu yerdi.

Eskiden Anadolu’dan İstanbul’a sürüler getirilirdi. Surların dışında konaklanır; kısım kısım sur içine gönderilip satılırdı. Umumiyetle herkes kurbanını kendi keserdi. Kesmesini bilmeyen, kasabını önceden ayarlar; kestikten sonra da hediyesini verirdi. Evlerin bahçeleri müsaitti. Boş arsalar da çoktu. Sokaklarda pis manzaralar teşekkül etmezdi. Kurbanın her yeri muhterem olduğu için, iç azaları ortada bırakılmaz, gömülürdü.

Umumiyetle koyun kesilirdi. Eskiden sığır eti sevilmez, yenmez ve bulunmazdı. Dişi koyun yavrulayıp süt verdiği için, koç tercih edilirdi. Bayramdan birkaç gün önce alınır; bahçede beslenir, kınalanır, süslenir, şehirlerde bayram namazı dönüşü kesilirdi.

TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ

Çocuk ve Kurban

Evde çocuk varsa, umumiyetle hayvanla ahbaplık kurardı. Çocuğu başka vaatlerle razı ederler yahut üzmemek için başka hayvan alırlardı. Hayvan kesimine alışması için çocukları da götürürlerdi. Kurbanın bereketi çocuğa geçsin diye kanını alnına sürerler, bu hayvanın cennette çocuğu karşılayacağını söyleyerek teselli ederlerdi.

Hâli vakti orta olanlar, üçte birini eve ayırıp gerisini konu-komşu, akraba ve fakirlere dağıtırdı. Zengin olup da kurban etinin tamamını dağıtmayanlar kınanırdı. Hayvanın postu tabaklanıp evde kullanılırdı. Hayvanî yağ rağbette olduğu için kuyruk yağı küpe basılır, yemeklere katılırdı. Her evde bıçaklar, satırlar, et tahtaları vardı. Kıyma, evlerde tahta üzerinde hususî bıçaklarla yapılırdı.

Bayramda ev ziyaretlerinde şeker ve tatlı yerine kurban kavurması ikram edilirdi. Eğer nişan ile düğün arasında kurban bayramı var ise, damadın kız evine bir koç göndermesi âdetti. Koç kınalanır, süslenir, boynuzuna da bir altın bağlanırdı.

TÜRKLERDE KURBAN GELENEĞİ

Ferman böyle oldu

Rahmetli babannem her bayram kendine has acıklı bir makamla kurban ilahisini okur, arada sesi titrer, ama mutlu sona gelince bambaşka neşelenirdi.

Allahtan bir emir gele
İsmail gözün sürmele
Geyin donlarını bile
Ferman böyle oldu demiş

Hak beni kurban kılursa
Baba ne çekersin gussa
Genç kuzu kurban olursa
Canım kurban olsun demiş

Elin bağladı babası
Geldi melekler hepsi
Demesinler hakka asi
Elimi çöz baba demiş

İsmailem elim bağlı
Kemendinen belim bağlı
Beni veren kurban olam
Niçin benim elim bağlı

Elini çözdü babası
Müstecep oldu duası
Bakıp yüzüme kıymazsın
Ensemden çal baba demiş

Baba çok yüzüme bakma
Ciğerciğim oda yakma
Allah emrin tehir etme
Ferman yerini bulsun demiş

Baba beni bunda duyma
Cahilem yanımda durma
Anamı yalnız koyma
Ferman böyle oldu demiş

Baba beni burada defnet
Anamın yanına tez get
Tenbih ile nasihat et
Ferman böyle oldu demiş

Kanlı gömleğimi götür
Anamın yanına yetür
Ahret hakkını helal ettür
Ferman böyle oldu demiş

Ayrılık saati geldi
Halil bıçağını aldı
Oğlunun boynuna çaldı
Ferman yerini buldu demiş

İsmail’e çaldı bıçak
Kesme diye emretti hak
Üçyüz kere vurdu bıçak
Niçin kesmedin bıçak demiş

Bıçağı çün vurdu taşa
Taş yarıldı baştan başa
Coşa geldi hep dört köşe
Niçin kesmedin bıçak demiş

Koç kurban gönderdi Celil
Cebrail önünde delil
Benim cömert kulum Halil
Kaldır İsmail’i demiş