Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

TÜRKLER LATİN ALFABESİNİ HARF İNKILABI İLE Mİ ÖĞRENDİ?

XIX. asırdan itibaren Osmanlı entelektüelleri Latin alfabesi bilmez değildi. Rüştiye, hatta ilk mektebe giden herkes Fransızca dersi aldığı için, Latin alfabesini bilirdi. Bu sebeple alfabe değişikliği, teknik bir lüzum değil, ideolojik bir dayatma olarak görülmüştür.
26 Ocak 2026 Pazartesi
26.01.2026

Osmanlılar zamanında Arap alfabesi yerine Latin alfabesini koymak hususunda bazı teşebbüslerden bahsedilirse de hiçbiri doğru değildir. Tarihte hiçbir Türkün aklına böyle bir şey gelmemiştir. Latin alfabesiyle Türkçe’nin yazıldığı münferit bazı hadiseler varsa da bu, Türkçe bilen, ama Arap yazısını okuyamayan ecnebilere yazılmış bilgi notlarından ibarettir.

Sultan Abdülhamid’in Latin harflerini istediği, Osmanlı entelektüellerinde de rağbet olduğu gibi sözler, harf inkılabından sonra ileri sürülmüş subjektif iddialardır. Bir vesikası yoktur. Sonradan Sultan Abdülhamid hakkında uydurulan hatıra defterine bile sokulmuştur. Bu işi dile getiren Azerbaycanlı Mirza Feth Ali Ahundof gibi tek tük marjinal tipler çıkmış, ama ciddiye alınmamıştır.

Bu işi ilk defa İttihatçılar takıntı yapmıştır. Harbiye nazırı Enver Paşa Arap harflerini alışılagelenin aksine Latin alfabesi gibi ayrı ayrı yazıldığı bir yazı uydurup askeri yazışmaların bununla yazılmasını emretmiştir. Mamafih herkes resmi evrakı bildiği gibi yazar, sonra harbiye nazırının gazabını çekmemek için, onun alfabesine çevrilirdi.

1/XI/1928’de “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” ile binlerce yıllık Latin alfabesi bir anda Türk alfabesi oldu. Resmi ve hususi yazışmaların bununla yapılması emredildi. Aksine davrananlara ceza getirildi. Bu arada mızıka şefi Zeki Üngör’e bir de Alfabe Marşı bestelettirildi. Devamlı çaldırılarak halkın kafasına inkılabı nakşettirdi.

Hangisi avantajlı?

Türklerin milli yazısı yoktur. Orhun kitabelerindeki runik harfler Soğd alfabesidir. Türkler, İslamiyet ile beraber Arap alfabesini de kabul etmiştir. Dünyanın en eski ve en inkişaf etmiş lisanlarından biri olan Arapça’nın alfabesi, İslam medeniyetinin de müşterek yazısıdır. Dinî literatür bu lisan ve harflerle yazılmıştır. Bütün Müslümanlar aynı alfabeyi kullanmaktadır. Arap alfabesi ile Türkçe yazılınca, bu artık Türk alfabesi demektir.

Arap alfabesi zor mudur? Zorluk tasavvuru Latin alfabesine alışkın olmaktan kaynaklanır. Arap alfabesinin avantajları çoktur. İnsan elinin tabii hareketine uygun olarak sağdan sola yazılır. Latin alfabesi haricindeki bütün tarihi ve modern alfabeler sağdan sola yazılır.

Arap harfleri yuvarlak hatlıdır, gözü yormaz. Hızlı yazmaya, el yazısına ve bilhassa stenoya elverişlidir. Reisicumhur, mülakat verdiği gazeteci Ahmed Emin Yalman’ı eski harflerle not aldığı için azarlamış, o da hızlı yazabilmek için diyerek özür beyan etmişti. Kenan Evren’den Aziz Nesin’e kadar çok kişi Arap alfabesiyle not tutardı.

Büyülü kudret

Latin alfabesi, Türkçe’deki bazı sesleri tam karşılayamazken, Arap alfabesi bu sesleri ifade edebilir. Türkçe’deki ka ve ke, hı ve he sesleri Latin alfabesinde tek harfle gösterilir. Yağan “kar” ile ticaretten ele geçen “kar” aynı yazılır. Üstelik Türkçe’deki nğ sesini veren ve donğuz, denğiz, kapınınğ şeklinde kullanılan sağır nun eski elifbada var iken (cumhuriyetin kurucu kadrosunun konuştuğu Rumeli şivesinde bu ses olmadığı için) yeni alfabeye alınmamıştır. Türkler yazıldığı gibi konuşan bir millet olmuştur.

1960’larda Ankara’da The Times muhabiri olarak vazife yapan David Hotham anlatıyor: “Arap alfabesi zor olmadığı gibi, dinle de yakından alakalıydı. Arap alfabesi yalnız Kur’an’ın değil, bütün din edebiyatının ve camilerdeki mukaddes levhaların da yazısıydı. Aslında güzel bir yazı biçimi olan Arap alfabesi, İslâmiyet (canlı) resim ve heykeli yasakladığı için, sanatta doğrudan doğruya bir güzellik ifadesi halini almıştı. Müslüman ülkelerinin çoğunda levhalara yazılan Arapça metinler, adeta büyülü bir kudret taşır. Alfabenin değiştirilmesi, dilin arınması, kırk yaşından küçük kuşakları hemen bütünüyle İslâm kültüründen uzaklaştırmak gibi bir netice doğurmuştur. Batılaşma hususunda alfabe değişikliği, inkılapların en ehemmiyetlisi sayılabilir. Paris’ten ya da Arap ülkelerinden Türkiye’ye gelip de her yerde Latin harflerini gören turistler, ister istemez içlerinden ‘Burası Avrupa’ diye geçirmektedirler.”(The Turks, 17-21)

Osmanlıca ayrı bir lisan mıdır?

Osmanlıca, ayrı bir lisan değildir. Osmanlılar devrinde kullanılan Türkçe’nin yazı şeklidir. Arap harfleriyle yazılan Türkçedir. İçinde Arapça, Farsça kelimeler barındırır. Osmanlıca tabiri meşhur olsa da, doğrusu “Osmanlı Türkçesi” ve “Osmanlı yazısı”dır.

Sevan Nişanyan der ki: “Alfabe devriminde asıl gaye, Batı kültürünü benimsemekten çok, İslam kültürünün entelektüel köklerini kurutmaktır. Maksat Türklerin Shakespeare’i ya da Paris gazetelerini daha kolay okuması değildir: Kur’an’ı ve Osmanlı kaynaklarını okumalarını önlemektir. Bu safhada tümüyle Türkçeye has bir alfabe geliştirmek üzerinde bir müddet durulmuşsa da daha kolay ya da daha inandırıcı bulunduğu için Batı’dan alfabe ithali tercih edilmiştir.”

Bu maksat hasıl olmuş, halk dinden uzaklaşmış, ama kültürünü ve milli şuurunu da kaybetmiştir. Namık Kemal, dostu Menemenlizade Rıfat Bey’e yazdığı 8 Ağustos 1878 tarihli mektubunda der ki: “Yazının ıslahı için Latin harflerini bizim lisana almak, Frenk elbisesi giymeyi memleketin ıslahına sebep olur zannetmek gibidir.”

27 Haziran 1928 Milliyet
27 Haziran 1928 Milliyet

Kültür mirası

Osmanlı devrinde Arap alfabesiyle büyük bir ilim ve sanat müktesebatı meydana getirilmişti. Hat sanatının güzel numunelerini Osmanlılar ortaya koymuştur. İnkılabın ardından Osmanlıca eserler yasaklanmış, kitaplar toplatılıp yakılmıştır. Hat levhaları tarumar edilmiştir.

Okur yazarı arttırmak iddiasıyla, tapu kayıtları, nüfus sicilleri, mahkeme arşivi, aile evrakı kullanılamaz hale gelmiş, yüzlerce senelik mazi ile ciddi bir kopukluk hasıl olmuştur. Eski yazı tabelalar indirilmiş, tuğra ve kitabeler kazınmış, evlerinde eski yazı evrak olanlar evlerinin basılacağından korkarak bunları imha etmişlerdir.

Osmanlıca, Türk-İslam medeniyetinin en mühim bir mirasıdır ve bu mirasın reddedilmesi kültürel kopuşa yol açmıştır. Bugün bile Şark Türkleri, mesela Çin zulmü altında inlediği dile getirilen Uygurlar veya İran Türkleri Arap alfabesini kullanmaktadır.

XIX. asırdan itibaren Osmanlı entelektüelleri Latin alfabesi bilmez değildi. Rüştiye, hatta ilk mektebe giden herkes Fransızca dersi aldığı için, Latin alfabesini bilirdi. Alfabe değişikliği, teknik bir lüzum değil, ideolojik bir dayatma olarak görülmüştür. Nitekim iki yazının beraber öğretilmesi mümkündü, yapılmamıştır.

İdadi (lise) bitirenler, meşhur Fransız klasiklerini okuyabilirdi. Bunlardan pek çoğu o devirde Türkçe’ye mükemmel tercüme edilmiştir. Bugün mekteplerde Latin alfabesi öğretilmesine rağmen İngilizce bilenler çok azdır.

Mimar Melling'e Hadice Sultan'ın mektubu
Mimar Melling'e Hadice Sultan'ın mektubu

Okuma-yazmaya faydası?

Arap alfabesi ile okuma-yazma nispeti arasında alaka yoktur. Daha zor olan Çin alfabesi için böyle bir hüküm verilmemiştir. Osmanlı resmî vesikalarından anlaşıldığı kadarıyla Osmanlılarda okuryazarlık nispeti XIX. asır sonlarında %60’ların altında değildi. Türkiye’ye gelen ecnebiler de bunu tasdik etmektedir. Latin alfabesine geçişle bu nispet süratle düşmüş, 1960’larda yeniden aynı seviyeye ulaşılmıştır.

İsmet İnönü’nün de hatıralarında (II/223) beyan ettiği üzere, “Harf İnkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. Bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. İster istemez Arap kültüründen koptuk.” Zeki Velidi (Togan), Tarihte Usul kitabında der ki: “Latin alfabesinin kabulü, Şarklıların, maneviyat sahasında dahi Batının rehberliği altında kalmalarını sağlayacaktır.” Elde okunacak ciddi eser olmadıktan sonra, herkes okuma bilse ne yazar!

Latin alfabesine geçince okuma yazma nispeti artmış mıdır? 1980’lerde hâlâ okuma-yazma seferberliği görülür. Cemiyet daha mı entelektüel olmuştur? Matbu gazete sayısı eskisinden azdır. Roman ve şiirde geri gidiş barizdir. Dünya çapında namlı bir edebiyatçı yetişmemiştir. Seneler sonra Nobel mükafatı alan tek edebiyatçı da sisteme muhaliftir. Devrim yobazların pek sinir olduğu tabirle, “millet bir gecede cahil” kalmadı ama, kültürel hayat ciddi değişikliğe uğradı.

Mao ve Çin alfabesi

Bu mikyasta (ölçekte) bir alfabe değişikliği dünyada bir tek Türkiye’de yapılmıştır. Kültür inkılabı ile mazinin üstünden silindir gibi geçen Mao bile çetrefil Çin yazısını değiştirmemiştir. Latin alfabesine geçiş, bir asırdır devam eden aşağılık kompleksinin neticesidir. Daha düne kadar düşman dediği bir kültürden alınan alfabe, bir millet haysiyetinde ne derece yer bulabilir?

Buna rağmen Türk cemiyeti, meseleyi iyi kavrayamadığı için, harf inkılabına fazla reaksiyon göstermemiş, fesin yasaklanması bile halkta daha fazla ses getirmiştir. Ulemadan birinin harf inkılabını duyduğunda, “Milletin boynuna zorla haç assalardı da bunu yapmasalardı” dediği rivayet olunur.

Evvelce harflerin değiştirilmesine karşı çıkanlardan Köprülü Fuat gibi bazısı, inkılaptan sonra aferin okumuşlardır. Buna mukabil Musevi muallim ve milletvekili Avram Galanti, “Arabi harfleri terakkimize mâni değildir” başlıklı bir yazı yazarak, harflerin değiştirilmesinin kültürel zararlarını hararetle dile getirmiştir. Kim ne derse desin, inkılapların en ehemmiyetlisi budur.

Mamafih yaşlılar ve ilmiye takımı alıştıkları yazıdan vazgeçmemiş, hatta namlı inkılapçılar bile hususi notlarını Arap alfabesiyle tutmuştur. Meclis reisi Kazım Özalp anlatıyor: “Bu tarihten sonra M. Kemal hiçbir zaman eski yazı yazmadı. Arkadaşlarını da buna zorladı. Eski yazı ile yazılan raporları okumayıp geri çevirdi. Yanında yazı yazanların baş hareketini izleyerek eski yazı yazıp yazmadığını kontrol ederdi. Yeni yazıya intibakta zorluk çeken bazıları, eski yazıyı soldan sağa yazmaya başladılar. Böylece baş hareketlerinden eski yazı yazdıkları belli olmuyordu.”(Atatürk’ten Anılar, 42-43)

Afiyet olsun

“Sarıyer’in Boğaziçililerce meşhur bir kâğıt helvası vardı. Kim bilir kaç sene evvel dökülmüş kalıplardan çıkan bu çıtır çıtır taze helvaların üstünde: ‘Afiyet olsun’ ibaresi kabartma olarak bulunuyordu. Ancak Latin harflerinin kabulünden sonra, bu kalıplarda dökülerek satışa çıkan helvalar toplatılmış, imalat sahibinin de avukat tutacak parası olmadığından, zavallı adamcağız, kalıpları tahrip edildikten başka, kendisi de cezalandırılarak taassubun demir kafesi içine atılmıştı.

Bursa’nın son derece ince ve su çeken basit havlularının başında sanatkâr bir hattattan alınarak kabartma bir yazı haline getirilmiş ‘Sabah şerifler hayrolsun’ ibaresi bulunurdu. Demek ki elini yıkayan, ilk iş olarak bu temenni ile karşılaşır, o hayır duayı da eline yüzüne sürerek unutmamaya gayret ederdi. Ne yazık ki bu havlulardan bir tane bulmak dahi imkansızdır. Harf inkılabına uymamanın başa açacağı işlerin tehditkâr ürküntüsüyle yüzlercesi depolarda çürümüştür. Zira biz Türkler, henüz taassubun pençesinden kurtulmuş değiliz.”(Samiha Ayverdi, Paşa Hanım, 98)

Nasıl Batılı olunur?

Türkiye’de muhafazakarlık ve mutaassıplık arasındaki fark iyi bilinmemektedir. Muhafazakârlık, bir şeyi sırf eski diye atmamak, bir şeyi de sırf eski diye tutmamaktır. Bu bir meziyettir. Ama sırf eski diye kötü olanı da korumak, taassuptur, tutuculuktur, makbul değildir. İngiltere güçlüdür; çünki iyi olanı muhafaza eder.

Batılılaşma demekle batılı; alfabe değiştirmekle Avrupalı olunmaz. Batıyı batı yapan, onu ileri ve güçlü kılan demokrasi, liberalizm, insan hakları, din ve vicdan hürriyeti, tarihî şuur, millî kültüre hürmet, çevre hassasiyeti, görgü gibi üniversel değerleri kabul etmedikçe, onlara benzemeye çalışmak trajikomik bir çırpınıştır.

Böyle yapanlar ne kendi değerlerini koruyabilmiş ne de Batı’nınkini tam alabilmiştir. Karga kekliği taklit edeyim derken yürümeyi unutmuştur. Taklitçilik, insanları hüviyetsizleştirmiş, şahsiyetini gözden düşürmüştür. Cemiyetin ayakta kalmasını temin eden şey, hâlâ eski değerlerin kırıntılarıdır.