Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

Cevap: 

Dağıstan 1747’den itibaren Ruslar tarafından işgal edildi. Ancak halkın mukavemeti sürdü. Çeçen İmamı Mansur, Osmanlı yardımına güvenerek Ruslara isyan bayrağı açmış; ancak bir yandan Ruslarla muharebe eden ve öte yandan kendi iç meselelerinden başını kaldıramayan Osmanlılar yardım edemeyince, bu isyan 1791’de Ruslar tarafından bastırılmıştı.

Sönmeyen mukavemetin başına 1834’te başına Avar asıllı Şeyh Şamil geçirildi. Şamil’in 15.000 kişiyle ve basit silahlarla yaptığı mücadeleye Ruslar, kalabalık birlikler ve ağır silâhlarla cevap verdiler. Şamil 1859’da yenilip esir düştü. Osmanlı memleketine iltica edip hüsnü kabul ile hürmet ve itibar gördü.

Bazılarınca Osmanlılar, Şamil’e yardım etmemekle itham olunur. Osmanlı hükümeti, Şeyh Şamil’e elinden geldiğince yardım etmiş; ama siyasi ve diplomatik zaruretlerden dolayı kendisine mesafeli ve temkinli davranmıştır. Bedelini ödeyemeyeceği için, mukavemeti açıkça sahiplenmemiştir.

Zira Rusya ile doğrudan harb edebilecek halde değildi. Bilhassa 1829 Edirne Muahedesi sonrasında eli kolu bağlıydı. Şamil’i açıkça desteklemek, yeni bir Rus-Osmanlı harbini tetikleyebilirdi, Kafkasya’daki Osmanlı topraklarını da tehlikeye atardı. Birkaç sene evvel Kırım’ı geri almak için girişilen teşebbüs, yıllarca süren harblere ve felakete yol açmıştı.

Ayrıca Şeyh Şamil’in kendi adına hutbe okutması veya müstakil bir İslam devleti görüntüsü vermesi de hilafet merkezinin sindirebileceği bir şey değildi. Osmanlı hükümeti, halifelik gücünü ancak diplomatik yollarla kullanabileceğinin farkında idi. Satvet devrinde Hind Okyanusu’na gemiler göndererek sömürgecilere karşı Müslüman Endonezya halkına yardım etmişti. Ama devir artık Kanuni devri değildi.

Dağıstanlılara has sert disiplini yüzünden çok kimseler Şamil’in yanından uzaklaşmıştı. O zamanki Dağıstan idarecileri olan Avar Hanlığı da Şamil’i tasvip etmiyordu. Hareket Kafkasya’nın kuzeyine ve bir avuç dağlıya münhasırdı. Nitekim Şamil hareketinin son zamanları olan 1859’da Dağıstan’da sadece 400 bin kişi yaşıyordu. Osmanlı’nın nüfusu yarısı gayrı müslim olmak üzere 20 milyon iken, Rusya’nın nüfusu 80 milyon idi. Bu şartlarda Rusları yenemeyeceği belli bir şeydi.

Osmanlı devlet aklı şöyle düşünmüştür: Rusya, nüfus, iktisat, lojistik ve teknoloji cihetinden ezici üstünlüğe sahiptir. Kafkasya uzun vadede elde tutulamaz. Şamil’in muvaffakiyeti olsa olsa Rusları yıpratmak ve ilerlemesini geciktirmektir. Ama bu neticeyi değiştiremez.

Şamil hareketi, haklı sebeplere dayanan, ama kontrol edilemeyen, zamanlaması devlet menfaatleriyle ahenksiz, Rusya’yı devamlı tahrik eden bir hareket olarak görülüyordu. Devlet aklı için bu kombinasyon tehlikelidir. Rusları sertleştirmesinden korkuluyordu. Dolayısıyla resmen destek vermekten kaçınmıştır. Gerçi yardım taleplerini geri çevirmedi; ama mahdut seviyede ve el altından yürüttü.

Nitekim mukavemet, Rusya’nın Kafkasya’yı “problemli sınır” değil “temizlenecek saha” olarak görmesine yol açtı. Rus politikası, yerli halk ile “pazarlık”tan, “tasfiye” çizgisine kaydı. Toplu sürgünler, katliam, köyleri boşaltma, askerî kolonizasyon hep Şamil sonrasına aittir. İş büyüdükçe Rusya daha acımasız oldu. Bir başka deyişle hareket Rus’u kızdırdı, Kafkasya’yı ateşe verdi, bedelini de müslüman halk ödedi. Temkinli Osmanlı devlet aklının bu bakışı çok da haksız sayılmaz.

Osmanlıların kendi kontrolünde bir Kafkas mukavemeti kurmaya askerî gücü yetmiyordu. Donanmanın hareket kabiliyeti zayıftı. Kırım’dan sonra Karadeniz Rus kontrolüne geçmişti. Üstelik Kafkasya ile doğrudan lojistik hat yoktu. Yani silah gönderemez, asker sevk edemez, devamlı destek veremezdi. Kontrol edemeyeceği mukavemeti başlatmak felaket olurdu.

Şamil ayaklandığında Osmanlı tahtında, başı dahilî ve haricî belada bir hükümdar olan Sultan II. Mahmud vardı. İngiltere ve Fransa ile ittifak yaparak, ezeli düşman Rusya’ya karşı o kırılgan ve hassas dengeli bir politika takip ediliyordu. Bu tavır, sonraki padişahların devirlerinde de sürdü.

Diplomatik hesap Rusya ile dengenin bozulması endişesidir. Osmanlı’nın aslî stratejisi, Rusya’yı tam karşısına almamak ve Avrupa çekişmeleri sayesinde ayakta kalmaktır. Şamil’e açık destek, yeni bir Rus-Osmanlı harbi, Kafkas cephesinde kati mağlubiyet, Balkanlar ve Boğazlar için daha ağır bedel demekti.

Ayrıca Şamil gibi dinî mobilizasyon yapan, halifelik iddiasına yaklaşan, merkezden müstakil bir figür, Osmanlı hükümeti için tehlikeli bir misal olabilirdi. Aynı model başka beldelerde de tekrarlanabilirdi. Birine destek olunursa, yarın herkes kendi cihadını ilan ederdi.

Osmanlılar için Kafkasya vazgeçilmez ve Rusya’yı kızdırmaya değecek kadar da ehemmiyetli değildi. Bu çok soğuk, ama gerçek bir hesaptı. Osmanlılar biliyordu ki, Kafkasya’daki bir mukavemet lideri, Osmanlı himayesinde görünürse, Ruslar onu daha da acımasız ezerdi.

O tarihlerde devlet idaresi Reşid, Âli, Fuat Paşa gibi temkinli siyaset yanlısı ama Rusya aleyhtarı Babıali bürokratlarının elinde idi. Osmanlı devlet aklının sessiz hükmü şuydu: “Ruslar Kafkasya’yı alacaktı. Hareket bunu durduramadı. Aksine, Rus’u daha vahşi yaptı. Biz bu yangına körük tutamazdık.”

Esasen hareket, ancak bir Osmanlı-Rus harbinde, Rusları Kafkasya’da meşgul ederek yıpratmaya yarardı. Ama 1854 Kırım Harbi’nde bu bile olmamıştır. O zaman vakanüvis (yani resmî tarihçi) olan Cevdet Paşa Tezâkir’de der ki:

“Kafkasya memleketlerinin Rusya’dan kurtarılması Osmanlı Devleti’nce fevkalade arzu olunur maddelerdendir. İngilizler de Rusları Hindistan’dan uzaklaştırmak için Kafkasya'nın hiç olmazsa bir istiklal haline dönüştürülmesini isterlerdi. Ne çare ki Dağıstan’da Şeyh Şamil Efendi bunca senelerden beri Rusyalı ile pençe pençeye cenk ederken, Kırım muharebesi esnasında kendisinden beklenen hareket görülmedi. Sanki Rusyalu ile mütareke etmiş gibi çekilip seyirci oldu.”

Şamil hareketi, askerî olarak umutsuz, siyasi olarak izole ve uzun vadede Kafkasya’nın daha sert şekilde entegre edilmesine zemin hazırlayan bir safha olmuştur. Alternatif senaryoda, yani hiç mukavemet olmasaydı Rus yayılması daha yumuşak olur muydu? Bu da kati değildir.

Şamil olmasaydı Ruslar Kafkasya’da ne yapardı? Buna romantik faraziyelerle değil, realist bir cihetten, Rus tatbikatı üzerinden bakmak lazımdır. Bir kere Şamil olmasaydı Ruslar yine Kafkasya’yı alırdı. Çünki Kafkasya, Rusya için güney sınır emniyeti, Karadeniz–Hazar irtibatı, İran ve Osmanlı’ya karşı tampon ve imparatorluk prestiji demekti.

Yani mesele Şamil değil, jeopolitik zaruretlerdi. Ruslar Kafkasya’yı Şamil’den evvel istilaya başlamıştı. Şamil’den sonra da bırakmadı. Ama nasıl alırlardı? Asıl kritik mesele budur. Burada iki ihtimal vardı:

Şamil’siz senaryoda, Kafkasya yine Rusya’ya bağlanırdı. Ama daha yavaş, daha az kanlı, mahallî Müslüman elitler kısmen korunarak. Ruslar muhtemelen hanlıklarla tek tek anlaşırdı. Elitleri rütbe ve maaşla sisteme bağlardı. Dine tolerans tanırdı. Halkı sürgün etmezdi. Zamanla burasını askerî tahkimatla bir Rus eyaletine dönüştürmeye çalışırdı. Nitekim yapabildiği yerde bunu yapmıştır.

Misalleri, Azerbaycan hanlıkları, Gürcistan ve Kazan-Başkırt beldeleridir. Buralarda büyük çaplı mukavemet olmadı. Büyük çaplı sürgün de olmadı. Mukavemet etmeyen yerlerde refleksi imha değil, entegrasyon olmuştur. Şamil Rusları durduramadığı gibi, Türkistan’ı işgallerinde de Kafkasya hadisesi amil olmuştur.

Şamil’li senaryo, ki yaşanan tarihtir, uzun zamanlı gerilla harbi, Rus ordusunda yıpranma, prestij kaybı, nihayet buna cevap olarak, toplu sürgün, sert askerî kolonizasyon ve bir daha başkaldırma olmasın mantığı ile Rus stratejisinin sertleşmesi şeklinde cereyan etti. Rusları durduracak tek şey, amansız düşmanları İngiltere’nin müdahalesi idi ki, bu da o zaman için muhaldi. Osmanlı hükümeti, müttefikini hep buna sevketmiş, ama muvaffak olamamıştır.

Realist ve rasyonel çizgisini umumiyetle muhafaza eden Osmanlı bürokrasisinin tahminine göre, Ruslar Kafkasya’yı alacaktır; ama bu usulünce olursa, halk daha az ezilir. Bu yüzden Babıali için Şamil hareketi, cesur ve haklı, ama beyhude bir çabaydı. O zamanki konjonktürde Osmanlı cihetinden tercih edilen şey, Rus yayılmasının yavaş olması, Müslüman elitlerin yerinde kalması, büyük nüfus hareketlerinin olmamasıydı. Mukavemet, bu dengeyi bozmuştur.

Nitekim Rusya radikalleşmiş, kısmi entegrasyon ihtimali ölmüş, toplu cezalandırma gelmiştir. Şamil en azından kimlik şuuru ve siyasi hafıza bırakmaktan öte bir şey yapamamıştır. Rusya için, “Kafkasya artık idare edilecek değil, temizlenecek bir mıntıkadır. Bu halk böyle bırakılırsa yine ayaklanır.”

Bunun neticesi olarak çok köyler sistematik boşaltıldı. Halk sürgün edildi. Yerine Rus ve Kazak kolonizasyonları tatbik edildi. Bunlar evvelki Rus devlet politikası değildi, Şamil’den sonra müesseseleşti.


5 Ekim 2026 Pazartesi
Alakalı Başlıklar