Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

Cevap: 

Kerbela hadisesi o zaman Irak’ta çıkmış bir isyanın bastırılması hadisesinin parçası olarak görülmüştür. Meşru veya fiili bir lidere karşı ayaklanmak, ümmeti bölme riski taşır. Hazret-i Hüseyin’in Kûfelilerin daveti üzerine harekete geçmesi, devlete karşı bir başkaldırı (bağy) olarak vasıflandırılmıştır. Hiçbir sahabi kendisini tasvip etmemiştir. Dolayısıyla hükümet ve valiler, devletin birliğini muhafaza ve potansiyel bir dahili savaşı engellemek adına sert tedbirler almak mecburiyetinde kalmışlardır. Birkaç sene evvel yaşanan fitnelerin ardından Emeviler merkezî otorite ve birliği tesis ederek istikrarlı ve emniyetli bir sistem kurmuşlardı. Kim olursa olsun, bu düzeni bozmaya müteveccih hiçbir harekete yol verememek hükümetin en tabii refleksidir. Burada yaşanan trajik hadiseler bizzat Yezid'in emriyle ve arzusuyla olmamıştır. Sahadaki kumandanların (bilhassa Ubeydullah bin Ziyad’ın) kraldan çok kralcı davranarak aşırı güç kullanmasından kaynaklanır. Halifenin Şam’daki merkezden anlık emirler vermesi o günün şartlarında mümkün olmadığından, sahadaki valinin inisiyatif alarak krizi bu şekilde idare ettiği ve halifenin de bu emrivaki karşısında valisini vazifeden alarak ve cezalandırarak devleti aciz göstermek istemediği ortadadır. Bunları kınamış ve yanından uzaklaştırmıştır. Ancak bu ayaklanmayı bastırarak vazifelerini yapan ve devleti büyük bir badireden kurtaranlara nasıl ve ne ceza verebilirdi? Burada adi bir cinayet yoktur ki kısas cezası verilsin. Kaldı ki bu gibi güçlü insanlara bir ceza tatbik etmek kolay değildir. Hiçbir idareci de bu kusurlarına rağmen onların hizmetlerinden istifadeyi kesemez.



9 Ekim 2026 Cuma
Alakalı Başlıklar