Ekrem Buğra Ekinci, 1987’de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Avukatlık stajı yaptı.

Ankara’da başladığı kariyerini İstanbul’da sürdürdü.
Doktorasını 1996’da İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı.

Türkiye ve Daily Sabah gazetelerinde yazmaktadır.
Devam
 
AYLARDAN AĞUSTOS GÜNLERDEN CUMA

26 Ağustos 2019 Pazartesi

İmparator Romanos Diogenes, Sultan Alpaslan’ın sulh teklifini, “Kışı Isfahan’da geçirip, atlarımı Hemedan’da sulayacağım” diyerek reddetmişti. Malazgird Harbi, mağrur imparatorun son seferi oldu.

Ağustos ayı tarihte çok fazla askerî hâdisenin cereyan ettiği bir aydır. Malazgirt, Otlukbeli, Çaldıran, Mercidâbık, Mohaç, Sakarya ve Dumlupınar muharebeleri, Belgrad ve Kıbrıs’ın fethi bu ayda olmuştur. Bunu tabiî görmek lazımdır. Harbin neredeyse imkânsız olduğu kış aylarında hazırlık yapılır; bahar ve yaz başı sevkiyatla geçer. Nihaî netice Ağustos’a kalır.


Sonuncu Sefer

Müslüman Arab İmparatorluğu’nun kuruluşu, Ortadoğu ve Anadolu’nun politik, kültürel ve demografik yapısını değiştirmiştir. Müslümanlar, daha Hazret-i Ömer devrinden itibaren Anadolu’ya akınlar yapıp toprak fethettiler. Bu topraklarda mahalli ihtidalar cereyan etmiş, ayrıca Müslümanlar yerleşmiştir. XI. asra gelindiğinde Anadolu’nun üçte biri Müslümanların elindedir.

Ancak bu devirde İslâm dünyası paramparça bir haldedir. Bağdad’daki Abbasî halifesi Sünnîleri, Kahire’deki Fâtımî hükümdarı ise Şiîleri temsil etmektedir. Abbasîlerin yerine İslâm İmparatorluğu bayrağını devralan Selçukluların hükümdarı Muhammed Alpaslan, atalarının izini takip ederek Abbasi halifesinin yanında yer aldı. İslâm dünyasındaki bu bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak için çalıştı. Şu söz ona aittir: “Biz Türkler, temiz Müslümanlarız; bidat nedir bilmeyiz. Onun için Allah bizi aziz eyledi.”

Bunu farkeden Fâtımî hükümdarı, Bizans ile ittifak yaptı. Sultan Alpaslan, Fâtımîler üzerine yürürken, etrafını da emniyet altına almayı ihmal etmedi. Tam bu esnada İmparator kumandasındaki bir Bizans ordusunun üzerlerine doğru geldiği haberi ulaştı.

IV.Romanos Diogenes, tecrübesi, gözüpekliği ve yiğitliği ile İmparatoriçe Evdoksiya'nın dikkatini çekerek evlendiği Kapadokyalı bir soyluydu. Memleketin şark sınırındaki meseleleri çözmek üzere sık sık seferler tertipledi. Böylece ordusuna tecrübe ve disiplin kazandırdı. Ama 1071’deki sefer, sonuncusu oldu.


Üç şey küçük görülmez

200 bin kişilik Bizans ordusunda, Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abhazlar yanında, henüz Müslüman olmamış Peçenek ve Oğuzlar da ücretli asker olarak yer alıyordu. 40 bin kişilik Selçuklu ordusunda da, Türklerden başa, Selçukluların müttefiki olan Araplar ile Güneydoğu Anadolu’daki Mervânîler gibi Kürd beyliklerinin askerleri bulunuyor; öteden beri Bizans politikasından bizar bulunan Ermeniler de destek veriyordu.

Sivas’taki harb meclisinde kumandanlar ikiye ayrıldı. Bir grup Türklere karşı ihtiyatlı olmayı ve kışkırtıcı hareketlerden sakınmayı tavsiye ederken; diğer grup vakit kaybetmeden İran üzerine yürümeyi teklif etti. Bu ikinci teklife sıcak bakan mağrur imparator, Selçuklu tehlikesini tamamen bertaraf edecek bir strateji tesbit etti. İran içlerine girerek, Selçuklu payihatı Rey’i fethedecek; sonra bütün İslâm topraklarını ele geçirecekti.

Tehlikeyi duyan Sultan Alpaslan Suriye’den doğuya döndü. Sahte habercilerle Rey’e döndüklerini duyurdu. Sonra aniden Diyarbekir üzerinden, Düşmanın beklemediği bir anda Malazgird ovasına indi. Halifenin gönderdiği İbni Mühlebân ile kumandanlarından Sav Tekin’i İmparator’a elçi yolladı.

Üç şeyi küçük görmemeli, derler: Günah, ateş ve düşman. Bundan habersiz İmparator, elçi heyetini hafife alarak tahkir etti. “Sultanınıza söyleyiniz; sulh müzâkerelerini Rey’de yapacağız. Kışı Isfahan’da geçirip, atlarımı Hemedan’da sulayacağım” cevabını verdi.


Malazgirt Harbi hatırasına bastırılan metal para

Hükümdarsan affedersin

Sultan Alpaslan, muharebeyi Cuma günü yapmayı tercih etti. Hisli ve tesirli sözlerle askeri heyecana getirdi. “Ölürsem, üzerime giydiğim bu beyaz elbise kefenim olsun” diyerek taarruz emrin verdi. Cuma namazı ardından başlayan ve hilal taktiği ile devam eden muharebede, Bizans ordusundaki Peçenek ve Oğuzlar ile Ermeniler, beri tarafa geçti. Bu karşıda manevi çöküntü meydana getirdi. Akşam olmadan Bizans ordusu çözülmüştü.

İmparator esir düşerek Sultan’ın huzuruna getirildi. Aralarında tarih kitaplarına geçmiş meşhur konuşma cereyan etti. “Benim yerimde siz olsaydınız ne yapardınız?” diye sorunca, (Reşidüddin’e göre) İmparator, “Tüccarsan sat, kasapsan öldür, hükümdarsan affet” cevabını vermiş; Sultan da yüklü bir fidye mukabili serbest bırakmıştır. Daha İstanbul’a dönemeden tahttan indirilerek üzerine gönderilen bir orduya yenilmiş; gözlerine mil çekilerek Kınalıada’da ölüme terk olunmuştur.


Malazgirt Harbi hatırasına bastırılan posta pulu

Mısır daha mühim

Sultan, toprak talebinde bulunmamış; hatta Ermenistan’ı Bizans’a bırakarak eskiden beri Müslümanların elinde bulunan topraklarla iktifa etmiştir. 100 bin dinar fidye ve 360 bin dinar vergi ile sulh yapmıştır. Zira Fâtımî fitnesinin def’i, onca daha mühimdi.

Ama zaferi takip eden 15 sene içinde Selçuklu kumandanlarının akınları sayesinde Anadolu’nun büyük bir kısmı fethedildi. Buraya peyderpey Türk boyları yerleşti. Artuklu, Mengücek, Danişmend, Saltuklu, Ermenşahlar gibi irili ufaklı beylikler sayesinde Türk hâkimiyeti bâriz hâle geldi. Anadolu Selçukluları, az bir zaman sonra yarımadada birliği kuracaklardır.

Ya Miryokefalon?

26 Ağustos 1071’de cereyan eden Malazgird Muharebesi, Türklere Anadolu kapılarını açan bir zafer olarak bilinir. Ama Türklere Anadolu’nun tapusunu temin eden 1176 tarihli Miryokefalon (Karamukbeli) Muharebesi’dir. Çivril havalisinde cereyan eden bu muharebe ile, Anadolu Selçuklu Sultanı II.Kılıçaslan, II.Manuel Komnenos kumandasındaki Bizans ordusunu mağlup etmiş; bundan sonra Bizans’ın Anadolu topraklarında bir emeli kalmamıştır.

Osmanlı tarih yazıcılığının bu sebeple pek üzerinde durmadığı Malazgird Zaferi, XX. asrın ilk çeyreğinde elde bir tek Anadolu’nun kalması üzerine biraz da milliyetçilik cereyanı sayesinde daha bir ön plana çıkarılmıştır. Mamah Türklere Anadolu kapılarını açan, Bizans’ın ezdiği diğer unsurlara da nefes aldıran bu zafer, her ırk ve dinden Anadolu halkı için bir millî gün olarak kutlanabilecek asgari müşterek zemin teşkil eder.

 


 Önceki Yazılar
16.09.2019 - İSTANBUL’DA YAHUDİ FIRINI - II. DÜNYA HARBİ’NE GİRSEK NE OLURDU?

09.09.2019 - İPTEKİ CAMBAZ, TÜRKİYE - II. DÜNYA HARBİ’NE NİYE GİRMEDİK?

02.09.2019 - ATİNA, DEMOKRASİNİN BEŞİĞİ Mİ?

19.08.2019 - YER İSİMLERİNİ KİM, NİYE DEĞİŞTİRİR?

12.08.2019 - MİSAFİR, EV SAHİBİNİN KUZUSUDUR

05.08.2019 - YENİÇERİ KİMDİR?

29.07.2019 - LOZAN: KİME GÖRE? NEYE GÖRE?

22.07.2019 - ÇİÇEKLERİN DİLİ - Osmanlı bir çiçek medeniyeti idi…

16.07.2019 - OSMANLILAR GEOMETRİ BİLMEZ MİYDİ?

14.07.2019 - MEHMED ŞEVKET EYGİ’NİN ARDINDAN

Diğer makaleler için tıklayınız...