RUMELİ, OSMANLI’NIN ÖZ EVLADI MIYDI?
Osmanlı Beyliği, Söğüt ve çevresinde kurulduğu için, Anadolu menşeli kabul edilip, burası imparatorluk topraklarının ana çekirdeği olarak görülmüştür. Ancak Osmanlı İmparatorluğu zamanında, Anadolu devletin topraklarından sadece bir kısmı idi. Dünyanın en büyük imparatorluklarından birisi olarak tarih sahnesine çıkması, Anadolu değil, siyasi mukavemetin az olduğu ve zengin Rumeli sayesindedir.
Osmanlılar Rumeli'de kuvvetlendikten sonra Anadolu birliğini kurabilmiştir. Devletin esas siyasi organizasyonunu kurulduğu mıntıka Rumeli’dir. Osmanlılar, Rumeli’de öylesine sağlam bir bünye kurmuştur ki, Timur gailesinden sonraki kaosta (Fetret Devri'nde) Anadolu toprakları çok kısa zamanda elinden çıkarken, elindeki Rumeli toprakları sayesinde Osmanlılar varlığını sürdürebilmiştir. Bundan sonra Rumeli’yi sahiplenerek hakiki vatanın parçası saydılar. Payitaht Edirne bile bu yakada idi.
XVI. asırdan itibaren Anadolu’da görülen isyanlar, ihmalden dolayı değil, siyasi ihtiraslardan kaynaklanır. Ama bunlar Anadolu köylerinin boşalmasına, halkın şehirlere dolmasına, ekonominin bozulmasına, sosyal düzenin altüst olup halkın fakir düşmesine sebebiyet vermiştir. Rumeli isyanları XIX. asır gibi geç bir tarihe aittir ve umumiyetle kaçınılmaz şekilde milli mahiyettedir.
Cumhuriyeti kuran kadro ekseri İttihatçı, bunların da haylisi Rumelili olduğu için, bu harekete reaksiyon gösteren bazı kesimlerce Rumeli hakkında yanlış bir intiba meydana gelmiştir.

Varlık sebebi
Peki Rumeli’nin bu ehemmiyeti nereden geliyor? Osmanlıların misyonunu gaza ruhu teşkil ettiği ve bunun da istikameti garp olduğu için, Rumeli her zaman ehemmiyetli görülmüş, protokolde tercih edilmiştir.
Rumeli kazaskeri, Anadolu kazaskerinden, Rumeli defterdarı, Anadolu defterdarından evvel gelir. Rumeli beylerbeyi, emsalleri içinde birincidir; Divan’a katılma hakkı sadece ondadır. İlk kurulan beylerbeyilik Rumeli’dir. Payitaht, Rumeli’dedir.
Osmanlı kuruluş tarihi üzerinde çalışmalarıyla tanınan tarihçi Paul Wittek, Osmanlılar için Rumeli’nin bir varlık sebebi olduğunu, Balkan mağlubiyeti ile bunun kaybedildiğini söyler. Sofya 1385’te, Erzurum 1518’de; Selanik 1387’de, Van 1530’da fethedilmiştir.
Rumeli hakikaten zengin miydi? Evet, hem de çok. Rumeli eyaletlerinin bilhassa Tuna, Bulgaristan, Selanik, Manastır, Serez, Filibe, Niş–Vidin hattı, Eflak–Boğdan gibi mıntıkaları Osmanlı ekonomi sisteminin en bereketli sahalarıydı.

Zenginliğin alameti
Rumeli’nin zenginlik göstergeleri neydi? Toprağın münbitliği (verimliliği), Anadolu’nun birçok mıntıkasından daha yüksekti. Tahıl istihsali (üretimi) fazlaydı. Arazi daha düz ve sulaktı.
Selanik, Filibe, Üsküp, Manastır gibi Rumeli şehirleri, dericilik, kumaş dokuma, yağ ve deri işleme gibi sanayilerde güçlüydü. Eflak ve Boğdan her yıl İstanbul’a devasa miktarda tahıl, yağ, bal, koyun, kenevir, keten gönderirdi. Hasılı, Rumeli zengin bir mıntıkaydı.
XV ve XVI. asır Osmanlı nüfus ve arazi vaziyetini hane üzerinden gösteren tahrir defterlerine bakıldığında, Rumeli ve Anadolu’nun her biri 1’er milyon hanede 5’er milyon nüfusla birbirine yakındır.
Rumeli nüfusu kozmopolit olduğu kadar kültür cihetiyle de yüksek seviyededir. Ancak aynı devirde Anadolu’da ilmî faaliyetler ve entelektüel çevre cihetiyle Rumeli’den geri değildir. Anadolu göçebe ve yarı göçebe topluluklar sebebiyle kültürel olarak geri gözükse de, hükümet, müslümanlığı yaymak ve güzel temsil etmek üzere seçkin toplulukları Rumeli’ye iskân ettiği için, Rumeli’deki insan profili, Anadolu’ya nispetle daha yüksek (medeni, temiz, kültürlü, dindar) görünür.
Rumeli, İslamiyeti yayma misyonunun tatbikat sahasıdır. Halbuki Anadolu asırlardır Müslüman Türk vatanı hüviyeti kazanmıştır. Bir annenin yeni doğmuş çocuğuna büyüklerden daha fazla ihtimam göstermesi tabiidir. Kaldı ki Osmanlı seferlerinin geçiş güzergahı olmak itibarıyla Rumeli’de devamlı mamur olmak zarureti vardır.

Tahıl deposu - Maden ocağı
Rumeli İstanbul’u beslemek için hayati bir tahıl deposuydu. Fakat Anadolu’nun hasıl ettiği tahıl Rumeli’den az değildi, sadece pazar sahası farklıydı. Anadolu’nun iç istihlaki (tüketimi) kalabalık nüfus, askeri lojistik ve kervan yolları ihtiyacı sebebiyle daha yüksekti.
Anadolu tahılının ehemmiyelibir kısmı İran–Kafkasya ticaretine, Konya–Kayseri–Sivas hattı şark ordularının iaşesine, Aydın–Menteşe–Saruhan mıntıkası Ege adaları ve İzmir limanı üzerinden beynelmilel ticarete gidiyordu. Dolayısıyla İstanbul’un tahılının çoğunun Rumeli’den gelmesi Anadolu’nun istihsalinin düşük olduğunu değil, Anadolu tahılının farklı ticari pazarlara gittiğini gösterir.
XVI. asırda tımar gelirleri dağılımı, takriben, Anadolu eyaletleri %42, Rumeli eyaletleri %35, Arap eyaletleri %23 idi. Rumeli güçlüydü, ama Anadolu istihsal merkeziydi ve vergi tabanı daha genişti. Aydın Sancağı 30–35 milyon akçe, Bursa 20 milyon akçe, Karaman 15–20 milyon akçe, buna mukabil Selanik 15 milyon akçe, Filibe 12–15 milyon akçe, Manastır 10–12 milyon akçe tımar gelirine sahiptir. Anadolu’nun en zengin sancakları Rumeli’nin en zengin sancaklarıyla ayn seviyede veya daha üsttedir.
Sanayi imalatında iki taraf da birbirine yakındır. Ama ipek (Bursa), pamuklu mensucat (Aydın, Denizli, Manisa), tiftik (Ankara), bakır, gümüş ve demirde Anadolu’nun üstünlüğü açıktır. Rumeli’den dericilik (Selanik, Manastır) ve yünlü mensucat (Bulgaristan, Kosova) üstündür. Fakat toplam imalat hacmi olarak Anadolu daha büyüktür.
Ne çeşit katkı?
Hazineye katkı cihetinden bakılacak olursa, Rumeli daha çok vergi ödüyordu. Eflak, Boğdan, Bulgaristan, Selanik hattının tahıl ve hayvan mahsullerinin gümrük vergileri çok yüksekti. Bu sebeple Rumeli devlet için çok değerliydi.
Rumeli hazineye ucuz ve bol gıda temin ederek merkezi beslerdi. Anadolu ise hazineye çeşitli ve yüksek değerli vergi temin ederek bütçe çeşitliliği meydana getirirdi. Her iki mıntıkanın katkı çeşitleri farklı idi.
Mesela Bursa ipeği, lüks meta olup yüksek vergilendirilirdi. Ankara tiftiği Avrupa pazarına ihraç edilirdi. Tokat ve Sivas bakırı darphanenin para darbında ham madde idi. Keban kurşunu silah sanayiinde kullanılırdı. Bunların hiçbiri Rumeli’de yoktu. Sırbistan’daki gümüş madenleri erken zamanda tükenmişti.

Bir elin nesi var!
XVI. asırda Anadolu’da 10.000 ve üzeri nüfuslu şehirler, Bursa, Konya, Kayseri, Sivas, Tokat, Diyarbekir idi. Rumeli’de ise sadece Edirne, Atina ve Bosnasarayı’nın nüfusu 10 bini aşıyordu. Her iki mıntıka da şehirleşmişti; fakat şehir sayısı ve medrese ağı cihetinden Anadolu daha kesif bir vaziyetteydi.
Netice itibariyle Rumeli zengindi; ama Anadolu’nun daha zayıf veya ihmal edilmiş olduğunu göstermez. Her ikisi de farklı türde zengindir.
Anadolu imalat, maden ve sanayi mıntıkasıydı; Rumeli tahıl ve hayvancılık deposuydu. İkisi birlikte çalışarak imparatorluğu ayakta tuttu. Osmanlı’nın uzun ömürlü olmasının bir sebebi tam da bu iki coğrafyanın birbirini tamamlamasıdır.
Önceki Yazılar
-
İRAN NEREYE?12.01.2026
-
ATATÜRK NEDEN HİÇ YURTDIŞINA ÇIKMADI?
Padişahlar ve cumhurbaşkanlarının diplomasi yolculuğu5.01.2026 -
Su testisi su yolunda kırılır! - ESRARENGİZ MAHMUD ŞEVKET PAŞA SUİKASTİ29.12.2025
-
Basit ama kanlı bir darbe…
BABIALİ BASKINI22.12.2025 -
YAŞLILARLA YAŞAMA REHBERİ15.12.2025
-
“SIKIN DİŞİNİZİ!”
Tek Parti Devri Ekonomisi8.12.2025 -
İZNİK’TE BİR PAPA1.12.2025
-
BİZANS MI? DOĞU ROMA MI?24.11.2025
-
MAĞLUBİYETİN AĞIR YÜKÜ VE KÖTÜ MİRASI17.11.2025
-
ALATURKA MÜZİK YASAKLANIYOR…10.11.2025