OSMANLILAR ANADOLU’YU İHMAL Mİ ETTİ?
Osmanlıların Anadolu’yu ihmal ettiği iddiası, yıllar içinde tekrarlandıkça neredeyse tarihi bir hakikat gibi anlaşılmaya başlanmıştır. Halbuki Osmanlı arşivleri, tahrir defterleri, mühimme kayıtları, vakıf muhasebeleri, mülk-name defterleri ve modern tarih literatürü bu iddianın ehemmiyetli ölçüde anakronik ve ideolojik olduğunu gösteriyor.
Bir yer hakkında değerlendirme yaparken aynı devirde emsalleri nasıldı, ona da bakmak lazımdır. Klasik devirde Avrupa, tabii şartları Anadolu’dan daha iyi olduğu halde, umumi refah cihetiyle çok gerideydi. Avrupa’yı ileri götüren, keşifler, sanayi ve sömürgecilik inkılabı olmuştur.
Anadolu, Osmanlı ekonomik ve idari organizasyonunun merkezidir. Devletin askerî lojistik hatlarının, ticaret yollarının, vergi gelirlerinin, sanayi istihsalinin, vakıf sisteminin ve şehirleşme hamlesinin merkezinde yer alır.

Gelene bak, gidene bak!
Tahrir defterlerine göre XVI. asırda Anadolu’nun nüfusu Rumeli’den az değildir. Osmanlı maliyesinin belkemiği tımar, mukataa ve iltizam gelirleridir. Prof. Ömer Lütfi Barkan’ın tespitlerine göre, XVI. asırda tımar gelirlerinin %40–45’i Anadolu’dandır. Anadolu tahıl istihsali imparatorluk istihlakinin %55–60’ını karşılar. Hayvancılık gelirlerinde Orta Anadolu (Sivas, Tokat, Ankara) en üst sıradadır. Bunlar, ihmal edilmiş bir mıntıkanın hususiyetleri olamaz.
Aydın’ın yıllık geliri 30–35 milyon akçedir. En zengin eyaletlerdendir. Bursa ipek istihsali ve gümrük gelirlerinden yıllık 20 milyon akçeye yakın gelir elde eder. İmparatorluğun en ehemmiyetli sanayi ve ticaret merkezlerinden biridir. Karaman ve Konya, XVI. asırda hububat ve canlı hayvan vergilerinden gelen yüksek gelir sebebiyle merkezî maliyeye ciddi katkı sağlar. Bir yerde para ve mal, yani işleyen bir ekonomi varsa, ihmalden söz edilemez.
Osmanlı’nın ana ticaret ve askerî yolları Anadolu’dan geçer. Bu nedenle devlet, en yüksek altyapı harcamalarını Anadolu yol ağına yapmıştır. İstanbul – Edirne – Filibe hattı Rumeli’deki ana hattır. Fakat İstanbul – İzmit – Bolu – Gerede – Amasya – Tokat – Erzurum – Tebriz hattı imparatorluğun doğu omurgasıdır ve çok daha maliyetlidir.
Arşive ve Evliya Çelebi’nin kayıtlarına göre, Anadolu’da bakım ve tamir gören beynelmilel karayolu takriben 8.000 km.dir. 150 fazla kervansarayı vardır. Menzil teşkilatına bağlı ulak istasyonları 200 civarıdır. Fevkalade engebeli arazilerde yüzlerce köprü bulunur.

Vakıf medeniyeti
Osmanlı Devleti’nde amme hizmetlerinin çok büyük kısmı vakıflar tarafından finanse edilmiştir. Vakıf, bugünün belediyesi veya sosyal devlet fonksiyonunun büyük kısmını karşılardı. XVII. asırdaki büyük vakıfların adedi 26 bin civarıdır. %60’dan fazlası Anadolu’dadır. 80 binden fazla insan bu vakıflarda çalışmaktadır.
Köprüler, su yolları, darüşşifalar (hastaneler), medrese ve mektepler, imarethaneler (aşevleri), kervansaraylar, yol bakım ve tamir masrafları, değirmenler, kıtlık için hububat depoları, sulama hatları bu vakıflardan karşılanmaktadır. Anadolu şehirlerinin tarihî dokusuna bakıldığında büyük eserler, külliyeler, hanlar, medreseler, köprüler vakıf yatırımlarıdır. Cami olan her köyde ilk mektep vardır.
İmalat ve sanayi cihetinden Anadolu, Osmanlı’nın istihsal ve imalat üssüydü. Popüler tarih hikayelerinin aksine Osmanlı sanayiinin ana gövdesi Anadolu’da bulunuyordu. Bursa ipek sanayisi XVI. asır ihracatının %20’sini meydana getirir. Avrupa’ya gönderilen ham ipeğin mühim kısmı Anadolu kaynaklıdır. Aydın – Denizli – Manisa havzası pamuklu dokumalarının senelik istihsali 2 milyon metreye yakındır. Tokat bezleri İran ve Kafkasya’ya ihraç edilir. Ankara tiftiği (sof) Avrupa’da lüks tüketimin temel tekstillerinden biridir.
Gümüşhane, Kütahya, Ergani’de gümüş, Tokat ve Diyarbakır’da bakır, Sivas ve Kemah’ta demir, Keban’da kurşun madenleri aktiftir. Maden istihsalinin %55–60’ı Anadolu’dandır.

Ve kültür…
Medrese ağıyla Anadolu bir üniversiteler coğrafyasıdır. Medrese sisteminin merkezi İstanbul olmakla beraber, taşra medreseleri arasında Anadolu birincidir. XVII. asırda Anadolu’da 900, Rumeli’de 400, Arap vilayetlerinde 300 kadar medrese vardı. Bunların bazısı yüksek tahsil de veriyordu.
Astronom Kadızade Rumi, Osmanlı ilim tarihinde ehemmiyetli bir mevkiye sahiptir ve Bursa medreselerinde yetişmiştir. Matematik alimi Gelenbevi Manisalıdır. Ulemanın çoğu Anadolu halkındandır. Şeyhülislam Ebussuud Efendi Çorumlu, İbn Kemal Tokatlıdır. Kayseri ve Amasya’da birer akıl hastanesi vardır.
Osmanlılar, şehircilik faaliyetlerinde başı çekmiştir. Anadolu’da 250’den fazla yeni şehir kurmuşlardır. XVI. asırda 10.000 nüfusun üzerindeki şehirlerin mühim kısmı Anadolu’dadır. Su altyapısı, çarşılar, bedestenler, hanlar, imarethaneler, hastaneler büyük bütçelerle inşa edilmiştir.

Bizden evvelki kötüdür!
Peki, bu paradigmanın aslı nedir? İhmal iddiası, tarihi vesikalardan ziyade ideolojik ve modernleşmeci bir ifadeye dayanır. Anadolu’nun bu takdisi (kutsanması), Rumeli’nin kaybından doğan bir içine kapanma kompleksinin neticesidir.
Cumhuriyet’in ilk devirlerinde yeni ulus-devlet kimliği kurma çabası, Osmanlı’nın çok uluslu yapısından kopuş, Osmanlı vergi düzeninin yanlış anlaşılması ve cumhuriyetin kalkınma hamlelerinin propagandası sebebiyle bu iddia popülerleşmiştir.
Halbuki Osmanlılarda XIX.asra kadar mecburi askerlik yoktur. Olduğu zaman da ihtiyaç kadar alınmıştır. Halkı kırıp geçiren harbler, Osmanlı’yı yıkan bir güruhun eseridir. Anadolu ve Rumeli’yi yangın yerine çeviren bunlardır. Onları da Osmanlı saymak mümkün değildir. Osmanlı Anadolu’yu ihmal etti diyenler de ya bunlardır yahut bunları kahraman sayanlardır.
Bunun benzeri Avrupa’da da görülür. Modern ulus-devlet kuran her rejim, evvelki imparatorluğu geri kalmışlıkla suçlamıştır. Fakat tarihî realiteye bakıldığında Osmanlıların Anadolu politikası ihmal değil, merkezilik üzerine kuruludur. Anadolu ve Rumeli bir bütündür. Devlet, her ikisine de aldığından azını vermiş değildir.

Netice
Tarihî vesikalar Osmanlı’nın en büyük nüfus yatırımlarını, en geniş vergi tabanını, en gelişmiş sanayi havzalarını, en kesif maarif ağını, en masraflı nakliye altyapısını, en zengin vakıf sistemini ve en sıkı şehirleşme programını Anadolu’ya tevcih ettiğini gösteriyor. Esasen Selçuklulardan kalma belli bir imar altyapısı vardı. Her ne kadar Moğol istilasıyla kısmen sarsılsa da varlığını ve faydasını devam ettiriyordu.
Buna rağmen Anadolu’nun herhangi bir şehir ve kasabasında, hatta kırlığında, zelzele, yangın ve beşerî tahribattan kurtularak bugüne intikal eden yatırım eserlerinin dörtte üçü Osmanlılardan kalmadır. Bunlar sadece fonksiyonel ve sağlam değildir. Estetik cihetten de göz alıcıdır.
Dolayısıyla Anadolu’nun ihmal edildiği iddiası bu sebeple tarihî realiteyle bağdaşmaz. Aksine Osmanlı, Anadolu’yu bir merkez olarak görmüş; onu hem askerî hem ekonomik hem kültürel cihetten devamlı desteklemiştir.
Bütün bunları görmeyip veya bilmeyip de ulu orta konuşanlara acaba ne denir? Görüp de hâlâ Osmanlıların memleketi ihmal ettiğini söyleyenlere ne denir? Mamafih Anadolu’ya ayak basmamış, bir köy, hatta bir kasaba bile görmemiş olanların, Anadolu hakkında Yaban romanından başka fikri olmayanların, sloganlarla konuşmasına şaşmamak lazımdır.

30’u Anadolu’da 4’ü Rumeli’de
Sadece matbu salnamelere veya Kamusu’l-A’lâm’a bakmak bile Anadolu’da Osmanlılar tarafından inşa edilen abidevi eserleri, zirai, sınai ve sosyal yatırım faaliyetlerini anlamaya kafidir. Sonradan pek çok ihmale, harblere, yağmaya ve işgale maruz kalmasına rağmen, Osmanlılar o kadar çok şey inşa etmişlerdir ki, bunlar son zamanlara kadar gelebilmiştir. Mimar Sinan’ın yaptığı 84 camiden 30’u İstanbul haricindeki Anadolu şehirlerinde, sadece 4’ü Rumeli’dedir.
Karaman gibi bir küçük şehirde 1877 senesinde şu eserler ayakta idi: 41 cami, 82 mescid, 17 medrese, 1 kütüphane, 5 tekke, 12 zaviye, 1’er Rum ve Ermeni kilisesi, 1 rüşdiye (ortamektep), 51 ilkmektep, 2 Rum mektebi, 7 hamam ve 2 çifte hamam, 115 çeşme ve şadırvan, 7 han, 422 dükkân, 1 imaret, 11 sebil, 12 sarnıç, 1 buzhane, 4 karlık, 33 değirmen, 11 yağhane, 5 bezirhane, 1 su mahzeni, pek çok türbe, kale ve saire. (Konya Vilayeti Salnamesi, 1878, 114)
Kilis gibi çok daha mütevazı bir küçük şehirde, 1896’da şu eserler mevcuttu: 37 cami, 14 mescid, 8 medrese, bir rüşdiye, 25 ilkmektep, 24 tekke, 5 hamam, 15 han, 1454 dükkân, 3 bedesten, 1 havra, 1 kilise, 3 sabunhane, 58 zeytinyağı imalathanesi, 28 susamyağı imalathanesi, 120 dokuma atölyesi. Kıbrıs fethinde şehit olan sancakbeyi Canbulad Bey’in 1554’te Kilis’te yaptırdığı cami ve buna bağlı vakıflar, hayret verici misallerdendir. Burada 32 kişi vazife yapmakta ve maaş almaktadır. (Kamusü’l-A’lâm)
İngiliz subayı Fred Burnaby, seyahatnamesinde, 1876’da Erzincan’ın İngiltere’ye satılan pamuk ziraati, kömür ve kurşun madenleri, dokuma ve ordunun çizme ihtiyacını karşılayan deri ve kundura fabrikasıyla Anadolu'nun en mamur ve temiz şehirlerinden biri olduğunu söyler.

İmar humması
XV. asırdan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun en ücra köşesine kadar uzanan hummalı bir imar faaliyeti başlamış ve hız kesmeksizin devam etmiştir. Yılmaz Öztuna’nın tabiriyle “imar humması” Osmanlılara Selçuklulardan intikal etmiştir. Selçukluların Anadolu’yu donattıkları abideler, akıl alır şey değildir. Osmanlılar, bu fikre de varis olmuşlardır.
Mesela XVIII. asrın sonlarında Sadrazam Darendeli Mehmed Paşa, Hacıhamza ile Osmancık arasında Kızılırmak’tan iki defa geçiş lazım geldiğini, yolcuların ve kervanların perişan olduğunu görmüştü. Zira Sarmaşıkkaya denilen on minare boyundaki kaya yolu kapatıyordu. Paşa, bu dağa benzer kayayı barutla attırdı. Yol yaptırdı ve kervanlar daha kısa yoldan ve daha zahmetsizce geçmeye başladılar.
Fakat yolun bir tarafı gene uçurumdu. Bilhassa hayvanlar, uçuruma bakarken başları dönüp bazan yuvarlanıyorlardı. Bunu haber alan Sultan III. Selim’in annesi Mihrişah Valide-Sultan, uçurum boyunca 5-6 arşın demir çubuklar çaktırdı, duvarlar inşa ettirdi ve bu iş için çok para harcadı.
Fenere yağ lazım
Yavuz Sultan Selim bile, o kadar telaş arasında yalnız Konya’da 13 çeşme yaptırmıştır. Karaman gibi bir küçük şehirde, Veziriazam Makbul İbrahim Paşa, 13 senede 25 çeşme yaptırmıştır. Diğer şehirleri ve devirleri bununla kıyas etmelidir.
Sultan IV. Murad Bağdad seferinde giderken geçtiği Harput’un 100 haneli Mollakendi köyüne cami, medrese, mektep, tekke, türbe, çeşmeden ibaret bir külliye yaptırmıştır. Sapanca ile Geyve arasında Sakarya üzerindeki köprüyü Sultan II. Bayezid yaptırmış ve ayakta kalabilmesi için büyük gelirler vakfetmiştir.
1705’te Kapdan-ı Derya Ali Paşa, Karadeniz Ereğlisi’nin liman ağzında Hacıbaba Tekkesi mevkiinde bir fener yaptırdı. Fakat vakfını tescil ettiremeden öldü. Tekkedeki dervişler, işe yarasın diye Allah rızası için odun yakarak feneri aydınlatmaya çalıştılar. Fakat odun ışığı uzaktaki gemilere aydınlık veremez. Dervişler vaziyeti İstanbul’a bildirdiler. Hükümet, Ereğli limanı hasılatından günde 23 akçanın yağ masrafı ve fenerci ücreti olarak verilmesini emretti.

Gidemediğin yer senin değildir!
Geniş Osmanlı ülkesinin her köşesine büyük hizmetler götürülebilmiştir. Avrupa şehirlerinde kaldırım yokken, sokaklar karanlıkken, lağımlar açıkta akarken, Türk şehirlerinde bu meseleler çoktan halledilmişti. Yolculuk fevkalade kolaylaştırılmış, yolcuya ücretsiz yiyecek ve barınak temin edilmiştir ki geniş ülkeler arasında bağlantı ve ticaret kopukluğu olmasın.
Çok büyük imar eserleri her köşeye hizmet götürmüş; bunlar asırlarca, hatta bin yıl ayakta duracak metanetle yapılmış ve devamlı bakım görmüştür. Her eser, bir Türk sanat zevki ve damgasıyla inşa edilmiştir; sanat duygusundan mahrum tek bir bina dahi yapılmamıştır.
Avrupa’da imar furyası ise, XVII.asır sonlarında başlamıştır. Bu işte önü çeken Fransa Kralı XIV. Louis’nin yılda harcadığı para, Süleymaniye Camii’ne harcanan paradan azdır. Osmanlı’daki eserler sosyal nizamı ve adaleti sarsarak değil, yükselterek yapılmıştır. Avrupa’daki işçiler zorla toplanan ve boğaz tokluğuna çalışan köylülerdi. Çoğu bu esnada hayatını kaybetmiştir. Osmanlı tarihinde böyle bir hadise yoktur. Gözyaşı ve kan pahasına imar meçhuldür. O zamanki Anadolu, bugünki modern şantiyelere benzer.

Anadolu’nun Oxford’u!
Tanzimat’tan sonra da bu imar humması devam etmiştir, ama şekli değişmiştir. İmar, sıhhiye ve maarif masraflarını hükümet üzerine almıştır. Zira şahıslar artık bu hizmetleri yürütecek güçte değillerdir. Hem fakirleşmişler hem de merhamet hisleri zayıflamıştır.
Bilhassa Sultan Abdülhamid devrinde Anadolu bir şantiyeye dönmüştür. Her şehir ve kasabada hükümet konağından başka, rüşdiye ve idadi (orta mektep ve lise), askeri ve mülki hastane, köylerde cami, maden, imalathane, köprü, liman, istasyon kurulmuş, demiryolları döşenmiş, yollar açılmıştır.
Valiler Padişah’ın izinden giderek vilayetleri imar etmiştir. Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa, “gidemediğin yer senin değildir” diyerek her yere yol yaptırmıştır. Meşhur şair Ziya Paşa, gençliğinde kısa bir Amasya valiliği esnasında, şehir ve 5 kazasında 6 hükumet konağı, 6 ilkmektep, 6 saat kulesi, 1 hapishane, 1 idadi (Amasya Lisesi), 1 büyük köprü, Ezine ve Kurdak’ta 2 han, Amasya’da Menafi-i Umumiyye Sandığı (banka), yollar, meydanlar, çarşılar, 1 bedesten, Amasya, Merzifon, Zile, Havza ve Ladik’te 5 rüşdiye (ortamektep) yaptırmıştır. Amasya, sayısız mektep ve medreseleri ile “Anadolu’nun Oxford’u diye anılır.
(Kitabiyat: Tahrir Defterleri, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Vakıf muhasebe kayıtları, Halil İnalcık – The Classical Age, Suraiya Faroqhi – Economic and Social History of the Ottoman Empire, Ömer Lütfi Barkan – Tahrir çalışmaları, Donald Quataert – Ottoman Manufacturing in the Age of Industrialization, Mehmet Genç – Osmanlı İktisadi Dünya Görüşü, Bruce McGowan – Economic Life in Ottoman Europe, Mustafa Akdağ – Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi, Erik Jan Zürcher – Turkey: A Modern History, Feroz Ahmad – The Making of Modern Turkey, Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi)
Önceki Yazılar
-
ENDÜLÜS EMİRİ ABDURRAHMAN’IN MACERASI
Doğu’da sönüp Batı’da doğan güneş!30.03.2026 -
ŞERİAT KALDIRILALI 100 YIL OLDU…
Hukuk inkılabına giden yol23.03.2026 -
İLBER ORTAYLI’NIN ARDINDAN…16.03.2026
-
TÜRKLER VE İRANLILAR9.03.2026
-
OSMANLILAR DÜŞMAN ARAMAZ, HEP İLERİYE BAKARDI…2.03.2026
-
SARAYDA TERBİYE OLUNAMAYAN HİÇBİR YERDE OLMAZ!
Devletin Kalbi, İmparatorluğun Aynası23.02.2026 -
ATTAN İNİP EŞEĞE BİNMEK Mİ?
İlden İlçeye - İlçeden İle16.02.2026 -
“Bir Dil Uydurduk, Güneşe Sorduk”
DİL İNKILABININ HİKAYESİ9.02.2026 -
GÜÇLÜ DÜŞMANLA HARB ETME LÜKSÜ2.02.2026
-
TÜRKLER LATİN ALFABESİNİ HARF İNKILABI İLE Mİ ÖĞRENDİ?26.01.2026