Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi dönüşü Eşari mezhebinden 1000 alimi İstanbul’a getirmesiyle memlekette taassubun başladığı doğru mudur?
Öteden beri belli mahfillerce asılsız bir şekilde tekrar edilen bu iddia tarihi hakikatlare uymamaktadır. 12 Eylül’ün Türk-İslâm Sentezi ideolojisi gibi, son zamanlarda da “Türk Müslümanlığı” veya “Osmanlı İslâmı” adı verilen bir telakki, Türklerin, Müslümanlığa kendilerine göre bir renk ve tarz verdiklerini iddia eder. Bu rolün giderek zayıflaması; ezcümle Osmanlıların çözülmesini, işte bu “Türk Müslümanlığı”nın terkedilerek, âmiyâne bir tabirle “Arap İslâmı”nın kabulüne bağlar. Burada kastedilen, esas itibariyle Osmanlı ilim hayatında, irade hürriyetine ehemmiyet veren Matüridi kelâmının yerini, güya Eşari kelâmının almasıdır.

Sultan Selim’in Mısır’dan dönerken bazı sanatkarları ve alimleri getirdiği doğrudur. Fakat bunların Eşari olduğuna dair hiçbir delil yoktur. Mısır’da o zaman Eşarilik değil Matüridilik güçlüydü.

Osmanlı kelamının aslını teşkil eden Mevakıf sahibi el-Îcî, Matürididir. Son devir Eşari kelâmını Mevakıf’ta hülasa eylemiştir. Sonra bunun iki talebesi Taftazani ve Cürcani gelir. İlki Eşari ve ikincisi Matürididir. Îcî’nin yazdığı, Cürcani’nin şerh ettiği Mevakıf, Osmanlı medreselerinde her zaman çok tutulmuştur ve Matüridi kelâmı üzeredir. Hızır Bey, Hayali gibi dünya çapında meşhur Osmanlı âlimleri bunu canlı tuttular. Osmanlı Türkleri, Matüridilikten hiç ayrılmamıştır.

Taftazani veya Osmanlı medreselerinde tanınan Razi Eşari diye Osmanlı Eşari ise, en çok okunan tefsir kitabı Keşşaf, bir Mutezile alimi olan Zemahşeri’nin eseridir.

Öyleyse Osmanlılara Mutezile mi denir? Osmanlı medreseleri, Osmanlı uleması ve Osmanlı cemiyeti hiçbir zaman mutaassıp (bağnaz) olmamıştır. Bilakis taassup dinin baskı altına alınıp yasaklandığı ve ilmin yer altına indiği son asırda doğmuş ve yayılmıştır.


30 Nisan 2026 Perşembe
Alakalı Başlıklar