Gelişmiş Arama İçin Tıklayınız!

Cevap: 

Diğer peygamberlerin aksine, Davud ve Süleyman aleyhimesselam tarihî ve arkeolojik kaynaklarda geçmektedir. Ancak dinî metinlerde (Kur’an-ı Kerim, Tevrat ve İncil) kendilerine dair çok detaylı malumat bulunurken, ekstra-biblik, yani harici yazılı kaynaklar ve arkeolojik deliller bu malumatı kısmen tasdik edip sınırları netleştirmektedir. 1993 yılında İsrail’in kuzeyinde bulunan Tell Dan ismindeki bazalt taş kitabe, Davud aleyhisselamın tarihî varlığına dair en müşahhas delildir. Aramice yazılmış kitabede Arame krallığı, yendiği düşmanlarından bahsederken açıkça Davud’un Evi ifadesini kullanmaktadır. Bu da ME X. asırda Davud isimli kurucu bir hükümdarın yaşadığını kati olarak ispatlamıştır. Son yıllarda yapılan karbon-14 testleri ve kazılarda Süleyman aleyhisselam devrine (ME X. asır) tarihlenen büyük idarî binalar, surlar ve üçlü abidevi kapılar (Khirbet Qeiyafa, Hazor, Megiddo ve Tell Gezer) ortaya çıkarılmıştır. Bu binalar o devirde beldede organize ve merkezî bir devlet müessesesinin olduğunu göstermektedir. Prof. Israel Finkelstein gibi bazı minimalist arkeologlar, bu hükümdarlığın mukaddes metinlerde anlatıldığı kadar devasa bir imparatorluk olmadığını, Kudüs merkezli daha küçük bir şehir devleti veya beylik olduğunu iddia ederler. Buna mukabil ananevi kronolojiyi müdafaa eden arkeologlar ise Timna’daki zengin bakır madenleri ve abidevi kapıları delil göstererek güçlü bir krallığın varlığını kabul ederler. Hazret-i Davud ve Süleyman Birleşik İsrail Krallığı’nın hükümdarlarıdır. Yeruşalim (Kudüs) ve çevresi, Yebusilerden alınmış ve payitaht yapılmıştır. Bet-Makdis burada inşa edilmiştir. Hazret-i Davud ve Süleyman, Birleşik İsrail Krallığı’nın hükümdarlarıdır. Hazret-i Davud Yeruşalim (Kudüs) ve çevresini Yebusilerden alıp burada bir şehir kurmuş ve Bet-Makdis’i inşa etmiştir. Memleketin çekirdek arazisi, bugün Filistin, İsrail, Lübnan’ın güneyi ve Ürdün’ün batısını ihtiva eden Kenan (Levant) toprakları idi. Hükümranlıkları kuzeyde Hazor’dan güneyde Necef (Negev) Çölü ve Akabe Körfezi’ne kadar uzanıyordu. Mukaddes metinler ve tarihî coğrafya tahlillerine göre sınırları; kuzeyde Fırat Nehri boylarından, güneyde Mısır sınırına (Vadi el-Ariş) ve doğuda Amman (Ürdün) topraklarına kadar genişlemiştir. Bu beldelerdeki krallıklar (Aramiler, Moablılar, Edomlular) Hazret-i Davud ve Süleyman’a vergi ödeyen vasal devletler haline gelmiştir. Nil’den Fırat’a mottosu buradan doğmuştur. Hazret-i Süleyman devrinde krallık askerî fetihlerden ziyade beynelmilel ticaret, diplomasi ve zenginlik yoluyla (Fenikeliler ve Sebe Krallığı ile yapılan ittifaklar gibi) havalide büyük bir ticari hegemonyaya ulaşmıştır. Bu sebeple bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: “İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne [yani o zaman bilinen memleketlerin çoğuna] dört kişi malik oldu. İkisi mümin, ikisi de kâfir idi. Mümin olan iki kişi Zülkarneyn ile Süleyman aleyhimesselam idi. Kâfir olan ikisi de Nemrud ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, yeryüzüne, benim evladımdan biri, yani Mehdi de malik olacaktır.” Hazret-i Süleyman'ın vefatından sonra bu krallık güneyde Yahuda, kuzeyde ise İsrail Krallığı olmak üzere ikiye bölünmüştür. Asurlular ve Babilliler bu ikisini ortadan kaldırmışlardır.



9 Ekim 2026 Cuma
Alakalı Başlıklar